<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sevgi Çağı</title>
	<atom:link href="http://www.sevgicagi.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sevgicagi.com</link>
	<description>Bir başka WordPress blogu.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 26 Jan 2010 06:47:53 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>BÖYLE KİTABI BEN DE YAZARIM!</title>
		<link>http://www.sevgicagi.com/2010/01/boyle-kitabi-ben-de-yazarim/</link>
		<comments>http://www.sevgicagi.com/2010/01/boyle-kitabi-ben-de-yazarim/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Jan 2010 06:47:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[-Serdar ANT [Yazar]]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcelil.com/?p=5363</guid>
		<description><![CDATA[Serdar Ant
Soner Yalçın, son kitabı “Bu Dinciler O Müslümanlara Benzemiyor”da şöyle diyor:
“Geleneksel Türk tarih yazıcılığında halk hareketlerine karşı büyük bir ilgisizlik var.  Bu çevreler siyasal hareketleri/ devrimleri oluşturan maddesel koşulları irdelemekten kaçınır. Bunda Soğuk Savaş döneminin baskıcı uygulamalarının büyük payı vardır. Halk hareketlerini yok sayarlar. Evet, bizim tarihçiliğimiz topaldır; iktisadi ayağı yoktur.
 
Örneğin Temmuz Devrimi öncesi, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><img class="alignleft size-full wp-image-3056" title="sant" src="http://www.turkcelil.com/wp-content/uploads/sant1-e1262896123466.jpg" alt="" width="45" height="55" />Serdar Ant</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Soner Yalçın</strong>, son kitabı “<strong>Bu Dinciler O Müslümanlara Benzemiyor”</strong>da şöyle diyor:<span id="more-5363"></span></p>
<p><strong>“Geleneksel Türk tarih yazıcılığında halk hareketlerine karşı büyük bir ilgisizlik var.  Bu çevreler siyasal hareketleri/ devrimleri oluşturan maddesel koşulları irdelemekten kaçınır. Bunda Soğuk Savaş döneminin baskıcı uygulamalarının büyük payı vardır. Halk hareketlerini yok sayarlar. Evet, bizim tarihçiliğimiz topaldır; iktisadi ayağı yoktur.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Örneğin Temmuz Devrimi öncesi, ağır vergi yüklerinin halkı nasıl yokluğa sürüklediği, huzursuzluklara/ ayaklanmalara neden olduğu görülmez.</strong></p>
<p><strong>1906’daki Kastamonu, Erzurum, Bayburt, Trabzon, Sivas, Giresun, Samsun vergi ayaklanmaları konusunda kaç çalışma biliyorsunuz? Bilemezsiniz, çünkü yoktur. Bu ayaklanmalarda İttihatçıların Erzurum, Trabzon, Van şubelerinin ve bu gizli örgütlerin dağıttığı bildirilerin ne kadar payı vardır? Tarihsel çalışmalarda bunlara yer bile verilmemiştir.”</strong></p>
<p>İnsan bu satırları okuyunca, sanki bu konuya ilk değinenin araştırmacı Soner Yalçın sanıyor. Soner Yalçın’ın iddia ettiği gibi “<strong>Temmuz Devrimi öncesi, ağır vergi yüklerinin halkı nasıl yokluğa sürüklediği, huzursuzluklara/ ayaklanmalara neden olduğu” </strong>gerçekten araştırılmamışsa, “<strong>1906’daki Kastamonu, Erzurum, Bayburt, Trabzon, Sivas, Giresun, Samsun vergi ayaklanmaları konusunda” </strong>hiç araştırma yapılmamışsa,  Soner Yalçın bu tarihsel olguları nereden biliyor peki? Herhalde arşive girmiş!  Bugüne kadar kimsenin araştırmayı akıl edemediği bu konularda birincil kaynaklara; yeni belgeler bulup vardığı sonuçlara dayanarak mı konuşuyor Soner Yalçın? Yoksa başkalarının çalışmalarından okuduklarını, o çalışmaları yapanların adını belirtmeye gerek görmeden mi “satıyor” okuyucuya?</p>
<p>Soner Yalçın, bu kadar iddialı bir soru sormasa ve yine bu derece iddialı bir şekilde yanıtlamasa üstünde durmaya bile değmez belki… Ama “<strong>1906’daki Kastamonu, Erzurum, Bayburt, Trabzon, Sivas, Giresun, Samsun vergi ayaklanmaları konusunda kaç çalışma biliyorsunuz?” </strong>diye soruyor ve aynı kesinlikle yanıtlıyor:</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>“Bilemezsiniz, çünkü yoktur.”</strong></p>
<p>Gerçekten yok mudur?</p>
<p>Peki, Soner Yalçın’ın da çok iyi bildiğinden emin olduğum <strong>Zafer Kars</strong>’ın “<strong>Belgelerle 1908 Devrimi Öncesinde Anadolu”</strong> (<em>Kaynak Yayınları, 1984, 1. Baskı</em>) başlıklı kitabını ne yapacağız? Soner Yalçın’ın nasıl bol keseden salladığını göstermek için 154 sayfalık bu kitaptan şimdi sayfalarca alıntı mı yapalım? Hadi işi uzatmayalım, merak eden sadece “<em>Erzurum İsyanı</em>”nın anlatıldığı 24. ile 40. sayfalar arasını okusun da görsün, bakalım bu konuda yapılan çalışma var mıymış, yok muymuş? Üstelik Zafer Kars, Soner Yalçın’dan farklı olarak, yararlandığı ve alıntı yaptığı kaynakları da tek tek belirtmiş!</p>
<p>Zafer Kars’ın belirttiğim çalışmasını okuyup tatmin olamayanlar, <strong>Aykut Kansu</strong>’nun “<strong>1908 Devrimi</strong>” (<em>İletişim Yayınları, 1995, 1. Baskı</em>) başlıklı çalışmasını da okuyabilirler. Kitabın “<strong>1906-1907 Vergi Ayaklanmaları: 1908 Devrimine Giriş”</strong> başlığını taşıyan 62 sayfalık “<em>İkinci Bölümü</em>” (s.35-97) Soner Yalçın’ın “<strong>bilemezsiniz çünkü yoktur</strong>” dediği konunun incelenmesine ayrılmış!</p>
<p>Merak eden her iki kitabı da okuyabilir, çünkü her iki kitabı da kitapçılarda ve sahaflarda bulmak mümkün… “<em>Bu kitapları Soner Yalçın da okusun”</em>demiyorum, çünkü o zaten okumuştur! Ama Soner Yalçın, bundan sonra kitap yazarken yararlandığı ve alıntı yaptığı kaynakların adını belirtsin, yeter! Çünkü aksi bir davranış intihaldir ve Soner Yalçın’ın kitaplarında, özellikle de son kitabında bunun birçok örneği var!</p>
<p>Örneğin kitabın 247-253. sayfaları arasında <em>“Liberal Darbe</em>” başlığı altında Mahmut Şevket Paşa suikastı ve Halaskâr Zabitan olayı anlatılıyor. Herhalde Soner Yalçın bu olaylara bizzat tanık olmadı. Yaşı tutmaz çünkü! Peki, kaynağı nedir? Örneğin bu bölümü yazarken <strong>Mustafa Ragıp Esatlı</strong>’nın “<strong>İttihat Terakki Tarihinde Esrar Perdesi ve Yakup Cemil Niçin Öldürüldü?”</strong>(<em>Hürriyet Yayınları, 1975</em>) isimli kitabından yararlanmış olabilir mi Soner Yalçın? Bu konuda yazılmış daha birçok kitap ve makale de var, ama ben aklıma gelen ilkini söyledim.</p>
<p>Soner Yalçın’ın son kitabını yazarken bütün bu eserlerden yararlanıp yararlanmadığını bilmiyoruz. Çünkü yararlanılan kaynaklarla ilgili olarak ne kitap içinde bir dipnot var, ne de kitabın sonunda bir <em>Kaynakça</em>! Soner Yalçın, 425 sayfalık tuğla kalınlığındaki kitabı, herhalde birden ilham geldiği için oturup bir çırpıda yazıvermiş! Öyle görünüyor ki, kitapta her ne söylenmişse, Soner Yalçın’ın kendi “<em>bahçesinin mahsulü</em>”!</p>
<p>Tabii bu intihalci yaklaşım, bazen komik duruma da düşebiliyor. Örneğin kitabın 257. sayfasında şunları söylüyor Soner Yalçın:</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>“…Temmuz Devrimi başarılı oldu mu? Programını tam olarak hayata geçirebildi mi?</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>‘Evet’ demek çok zor…</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Bunun en temel sebeplerinden biri, dinci-liberal ittifak ve onun sacayağı yabancı sefaretler/büyükelçililklerdi.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Sadrazam Fuat Paşa diyor ki:</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>‘Bizim devlette iki kuvvet vardır; biri yukardan, biri aşağıdan gelir. Yukarıdan gelen kuvvet hepimizi eziyor. Aşağıdan bir kuvvet oluşturmaya olanak yoktur. Bunun için pabuççu muştası gibi yandan bir kuvvet kullanmaya mecburuz; o kuvvetler de sefaretlerdir.”</strong></p>
<p>Tarih konusunda bilgili olmayan ve bu satırları okuyan biri, Tanzimatçı Fuat Paşa’yı, bir II. Meşrutiyet paşası ve İttihat Terakki döneminin sadrazamlarından biri sanır! Çünkü ne Fuat Paşa ne de bu sözü ne zaman ve nerede söylediği hakkında bir açıklama var kitapta… Tabii Soner Yalçın’ın nereden alıntı yaptığı konusunda da… Böylece Tanzimat’ın üç ünlü sadrazamından biri olan Fuat Paşa, yaklaşık 60 yıl sonraya uçup Soner Yalçın’ın II. Meşrutiyet dönemi hakkındaki bir yorumuna “meze” oluyor!</p>
<p>Kısacası intihali sadece YÖK profesörleri değil, kitapları onlarca baskı yapan, yüz binlerce satan(!) “ünlü” araştırmacılar da yapıyor!</p>
<p>Tabii yersen…</p>
<p>25.1.2010</p>
<p><a href="mailto:denizkurdu66@gmail.com">denizkurdu66@gmail.com</a></p>
<p>&#8211;<br />
<a href="http://www.bellek2009.blogspot.com" target="_blank">www.bellek2009.blogspot.com</a></p>
<p>&#8220;Ya istiklal ya ölüm&#8230; İşte halâs-ı hakiki isteyenlerin parolası bu olacaktır.&#8221;<br />
Mustafa Kemal ATATÜRK</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sevgicagi.com/2010/01/boyle-kitabi-ben-de-yazarim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>*BARTHOLOMEOS&#039;LA TARİHTE BUGÜN</title>
		<link>http://www.sevgicagi.com/2010/01/bartholomeosla-tarihte-bugun/</link>
		<comments>http://www.sevgicagi.com/2010/01/bartholomeosla-tarihte-bugun/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Jan 2010 06:26:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[-Prof.Dr. Cihan Dura]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcelil.com/?p=5359</guid>
		<description><![CDATA[Prof. Dr. Cihan Dura
Fener Rum Patriği Bartholomeos, Amerikan CBS televizyonunda yayımlanan bir programda sunucu Bop Simon’a içini dökmüş, basından (21.12.2009) derliyorum:
“Türkiye&#8217;de &#8220;ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyoruz. Türk vatandaşlarına tanınan haklardan tam olarak yararlanmadığımızı hissediyoruz. Türkiye Kudüs&#8217;ün devamı, bizim için onun kadar kutsal ve mübarek bir toprak. Bazen çarmıha geriliyor olsak da burada kalmayı tercih ederiz. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><img class="alignleft size-full wp-image-680" title="cdura" src="http://www.turkcelil.com/wp-content/uploads/0cdura-e1264331493749.jpg" alt="" width="40" height="53" />Prof. Dr. Cihan Dura</strong></p>
<p style="text-align: center;">Fener Rum Patriği Bartholomeos, Amerikan CBS televizyonunda yayımlanan bir programda sunucu Bop Simon’a içini dökmüş, basından (21.12.2009) derliyorum:<span id="more-5359"></span></p>
<p>“<em>Türkiye&#8217;de &#8220;ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyoruz. Türk vatandaşlarına tanınan haklardan tam olarak yararlanmadığımızı hissediyoruz. Türkiye Kudüs&#8217;ün devamı, bizim için onun kadar kutsal ve mübarek bir toprak. Bazen çarmıha geriliyor olsak da burada kalmayı tercih ederiz. Çünkü biz yeniden dirilmeye inanıyoruz.  İncil&#8217;de, İncil&#8217;in bize sadece Hz. İsa&#8217;ya inanmamız için değil, Hz. İsa için acı çekmemiz için verildiği yazıyor. Biz ülkemizi seviyoruz.</em></p>
<p><em>Burada doğduk, burada ölmek istiyoruz. Kilisemizin, Konstantinopolis kilisesinin kuruluşundan beri biz buradayız. Bu ülke Müslüman olmadan önce de biz buradaydık. 17 yüzyıldır olduğu gibi misyonumuzun burada olduğunu hissediyoruz. Bizim ülkemizin yetkililerinin bu tarihe neden saygı göstermediğini merak ediyorum. Ruhban okulumuzun sebepsiz yere kapalı, kullanılmaz halde tutmak yazıktır, utanç vericidir, suçtur”.</em></p>
<p>Papazın bu ima dolu sözleri beni geçmişe, önce 1919 yılına, İstiklal Harbimize götürdü: 17 Ekim … <em>Rum ve Ermeni patrikleri, yüksek komiserlerden bütün Türkiye’nin işgalini istiyor.</em> Sonra Nutuk’tan şu sözler çınladı kulağımda: “<em>Memleketin her tarafında Hıristiyan azınlıklar gizli veya açıktan kendi özel emel ve maksatlarını gerçekleştirmeye, devleti bir an önce çökertmeye çalışıyorlar</em>.”Ardından daha ötelere sürüklenip tarihin dehlizlerine girdim, 1800’lü yıllarda buldum kendimi: Sanayi Devrimi dünyayı sarsmaya devam ediyor. Gözünü hırs bürümüş, hızla sanayileşen Batı’nın Osmanlı ülkesine sızma hareketini görüyorum. İki koldan yürütülüyor bu sızma: <strong><em>Ekonomik stratejiler, sosyal yapı değişiklikleri </em></strong>(Geleneksel yapıların çökertilmesi).</p>
<p><strong>-</strong> <strong><em>Uygun ekonomik stratejiler</em></strong>le, zor durumda olan Osmanlı’ya, önce iç ve dış ticaretin önündeki koruma önlemleri kaldırtılıyor. Ekonomi Avrupalıların serbest kullanımına açılıyor; başlıca 1838 Osmanlı-İngiliz Serbest Ticaret Antlaşması, borçlandırma, özelleştirme, yabancı sermaye girişi yoluyla…</p>
<p><strong>-</strong> <strong>Ekonomik ve Sosyal Yapı Değişiklikleri…</strong> İngiltere Osmanlı’nın kendine özgü yapılarını yıkarak kendi ekonomik düzenini Türkiye’ye sokuyor, yani kapitalizmi… Sözde reformlar yoluyla <em>Hıristiyan azınlıklar</em> azdırılıyor; İngiltere’nin, Çirkin Batı’nın içerdeki ortağı (işbirlikçisi) konumuna getiriliyor. Araç olarak 1839 Tanzimat Fermanı ile 1856 Islahat Fermanı kullanılıyor. İngiltere 1856 Islahat Fermanı ile, yabancıya toprak satışının serbest bırakılması taahhüdünü alıyor. Yasa 1867’de çıkarılıyor.</p>
<p>Yöneticiler bunları yerine getirdikçe, İmparatorluk da hızla çözülerek çöküşe geçiyor, yaklaşık 80 yıl sonra da tarihe karışıyor.</p>
<p><strong>A)</strong> Osmanlı toplumunda 1800’lü yıllarda meydana gelen bu değişikliklerden yabancılar kârlı çıktı. Ancak kârlı çıkanlar yalnız yabancılar değildi, aynı zamanda <strong>Osmanlı</strong> <strong>azınlıkları </strong>idi.</p>
<p><img class="alignleft" src="http://www.cihandura.com/images/stories/kapak_66_cihan_dura[1].png" alt="" width="240" height="349" />Haydar Kazgan’ın değerli bir makalesinde<a title="_ednref1" href="http://www.cihandura.com/mambots/editors/tinymce/jscripts/tiny_mce/blank.htm#_edn1">[i]</a> açıkladığı gibi Batı uygarlığının kültür, bilim ve sanatı Osmanlı eğitim ve öğretim sistemine 1800’lerin ikinci yarısında girmeye başlamıştır. Ne var ki bu <em>sızma</em> azınlıklar bakımından daha gerilere götürülebilir. Çünkü Hıristiyan misyonerler Osmanlı İmparatorluğu toprakları üzerinde eğitim kurumları oluşturmaya başlayalı epey olmuştu. Söz konusu kurumlar azınlıklara yönelikti ve azınlıkların Avrupa kültür ve sanatı ile ilk temaslarını sağlamışlardı. Ancak azınlıklar adı geçen okullara başlangıçta ilgi göstermedi. Ne zaman ki serbest ticaret sayesinde “Batı mallarının getirdiği tüketim tarzı ve bu malların pazarlanmasına katılımın sağladığı ekonomik faydalar” ortaya çıktı, azınlıkların da tutumu değişti.</p>
<p>Bu <em>değişim</em>i değerli iktisat tarihçimizin, H. Kazgan’ın yukarda zikrettiğim makalesinden faydalanarak ana çizgileriyle açıklamak isterim.</p>
<p>Avrupa Osmanlı ekonomisine nüfuz ettikçe, Osmanlı azınlıkları şunu fark ettiler: Batı kapitalistleri ve tüccarlarıyla kuracakları ilişkiler, Avrupa mallarını ithal edip pazarlamaları, kendilerine büyük faydalar sağlayacaktı. Bunun için Batı kültür ve değerlerini öğrenmeli, onların istediği becerileri kazanmalıydılar. Nasıl? Tabiî eğitim yoluyla!  Onlara gerekli becerileri kazandıracak kurumlar da hazırdı: <em>Misyoner okulları!</em> Batı ile kültürel diyaloglarını ve işbirliği yapmalarını bu kuruluşlar sağlayacaktı. Bunu böyle kabul edince, çocuklarını -başlangıçta ilgisiz kaldıkları- misyoner okullarına hevesle göndermeye başladılar. Azınlıklar böylece emperyalizm ile bütünleşmeye, onun içimizdeki eli kolu olmaya başladılar. Tabii, karşılıklı oldu bu aşk, birbirlerine âdeta koştular; ortak din, maddî kazanç ve eğitim temelinde.</p>
<p>Osmanlı’ya zorla kabul ettirilen yeni ticaret düzeni, misyoner okullarında ders programlarının yeniden düzenlenmesi sonucunu çoktan vermişti. Çünkü Avrupa<em>merkantilist ticaret</em>ten <em>kapitalist ve büyük sermayeli ticaret</em>e geçiyordu. Yeni ticaret düzeninin gerektirdiği muhasebe, ticarî hesap, ticarî haberleşme, mal bilgisi gibi dersler misyoner okullarının programlarına konmuştu. Başta Ermeniler, azınlıkların arayıp da bulamadıkları da bunlardı. Örneğin çeşitli Katolik misyonlarının, Fransız hükümetlerinin de desteğiyle, İstanbul, Rumeli ve Anadolu şehirlerinde kurdukları okulların amacı; öncelikle Katolik mezhebinin yayılması olmakla birlikte, bunlar daha sonraları Fransız mallarının talebini geliştirecek kültür davranışları ve tüketim tercihlerini yayan kurumlar haline gelmiştir.</p>
<p><strong>B)</strong> 1850’lerden itibaren İstanbul (Beyoğlu) başta olmak üzere, İmparatorluğun başlıca şehirlerindeki Avrupa malları satan dükkân ve mağazaların kurucu, yönetici ve personelinin büyük bir kısmı, misyoner okullarında yetişmiş olan azınlıklardı. Genel olarak diyebiliriz ki azınlıklar kısa bir süre içinde Osmanlı İmparatorluğu’nun her tarafında İngiliz, Fransız, İtalyan,&#8230; mallarının pazarlayıcıları olarak ortaya çıktılar. Bu şekilde Türk-Müslüman unsurlar aleyhine olmak üzere hızla zenginleştiler,  toplam gelirden gittikçe daha büyük pay almaya başladılar. İmparatorlukta Batı tipi bir <em>ticaret burjuvazisi</em>ni oluşturdular. Türk-Müslüman unsurlar aleyhine olan bu yapısal değişimin sonucunu İsmail Gaspıralı  (1851-1914) bir yazısında<a title="_ednref2" href="http://www.cihandura.com/mambots/editors/tinymce/jscripts/tiny_mce/blank.htm#_edn2">[ii]</a> ne güzel anlatıyor, özetliyorum:</p>
<p><em>Her kavim ve millete Osmanlı toprağında verilmiş olan müsaade hiçbir ülkede yoktur. Her alanda çalışıyorlar, rızık ve rahatlarını temin ediyorlar. Yalnız biz, biz Müslümanlar hakkıyla istifade edemiyoruz. Babıâli Caddesi boyunca yürüyünce bunun apaçık kanıtlarını gördüm: Şamlıyan Eczanesi, Vafyadi Fotoğrafhanesi, sağ tarafta Kayserliyan mağazası, komşusu Agopyan Dökmecihanesi, karşısında Miltidai Fotoğrafhanesi… Sol tarafta Mihran Matbaası, biraz ilerde Kitapçı Kapsar Efendi, onun ilerisinde Arakil Ağa Kitabevi…. Matbaaya girdim, makine başında Bogos Ağa, mürettiplerin çoğu biraderi. İki kitap aldım: Ali Bey yazmış, Artin Efendi yayımlamış; Selim Efendi yazmış, Hoçadar Ağa yayımlamış. Bizim Tercüman gazetesi bile yayıncı Jozef Efendi’nin himmetiyle basılabiliyor&#8230; Ey Türkler nedir bu halimiz? Türkiye’de Türkler çok daha fazla işlemelidir. Tüccar mağazalarında, tezgâhlarda, fabrikalarda, denizlerde çalışmalıdır.</em></p>
<p><strong><img class="alignleft" src="http://www.cihandura.com/images/stories/kapak_26_cihan_dura[1].jpg" alt="" width="240" height="349" />C)</strong> Yukarda sözünü ettiğim misyoner okulu çıkışlı azınlıklar, Batı piyasaları ile kurdukları haberleşme ağı sayesinde, İmparatorluğun <strong>ihracat</strong>ında da etkili olmaya başladılar. Gerçi daha önceleri de dış ticaret Ermeni, Rum ve Musevî azınlıkların elindeydi ama bu kez durum farklıydı: Artık merkantilist ticaretin yerini büyük sanayiye dayalı <em>kapitalist ticaret </em>almıştı. Dış ticaret artık yepyeni bilgi ve davranışlar gerektiriyordu. Batılı şirketlerle, pazarlama kuruluşları ile işbirliği yapma, ortaklık kurma zorunluluğu getiriyordu. Bu gerekleri yerine getirenler de doğal olarak misyoner okullarında yetişmiş azınlıklar oldu.</p>
<p>Azınlıklar zamanla işi daha da ileri götürdüler: Sözünü ettiğim ticaret uygulamaları içinde, gittikçe daha fazla pratikte yetişme ve tecrübe imkânlarına kavuştular. Kapitalist olarak, <strong>yönetici ve memur</strong> olarak, yine Türk-Müslüman unsurların aleyhine gelir bölüşümünü daha fazla kendi lehlerine çevirmeyi sürdürdüler. Giderek artan zenginlikleri, onları “<strong>yeni-Batı tarzı tüketim modeli</strong>”nin öncüleri haline getirdi. Yeni tüketim modeli, azınlıklar dışında Türk-Müslüman unsur olarak hemen yalnızca Saray’la üst yönetim kadrolarını etkiledi. Türlü engeller nedeniyle daha alt tabakada bulunan Türk-Müslüman tebaa’ya pek az yayıldı.</p>
<p>***</p>
<p>Bartholomeos… Fener Rum Patriği!… Ama o, “Ben Ekümenik Patrik’im” diyor.</p>
<p>Oysa Türkiye Cumhuriyeti bu unvanı reddetmiş. Onun, kadim koruyucusu Emperyalizm var arkasında, hiç pabuç bırakır mı? Üstelik Türkiye’nin en güçsüz olduğu bir zaman… Bu sıfatı dışarıda, uluslararası toplantılarda çekinmeden kullanıyor. Kadim müttefiki Avrupa’da, Amerika’da bu unvanla karşılanıyor. Yunanistan uluslararası gezileri için &#8220;Ekümenik Patrik&#8221; armalı uçak bile tahsis etmiş.</p>
<p>Bartho’nun bir büyük hedefi daha var: Türkiye’de Ortodoks Hıristiyan sayısı yalnızca 4000, Kilise kayıtlarına göre 1250…  Bu kadarcık Rum Ortodoks için din adamları yetiştirecek okulu, Heybeliada Ruhban Okulu’nu açtırmak!  Ama bir kamuflaj bu … Üç aşamalı büyük bir planın parçası bu: Ekümenik&#8221; sıfatını resmîleştirmek… Heybeliada Ruhban Okulu&#8217;nu Patrikhane&#8217;ye bağlı bir kurum haline getirmek… Türkiye&#8217;de Emperyalizm’in koruması altında, onun emrinde güçlü bir politik merkez oluşturmak&#8230;</p>
<p>Kuşkusuz daha ilerisi de var bu planın:  Önce AB uyum yasaları sayesinde, İstanbul’a göçler, toprak alımları, çoğalan yabancı-Hıristiyan unsurların koloniler oluşturması… Ve sonra?&#8230;</p>
<p>Bartho ataları gibi Emperyalizm ile içli dışlı, Emperyalizm ile dirsek temasında… Bu uğursuz işbirliğinin, tarihte Türk milletine nelere mal olduğunu yukarda gördük.</p>
<p>Bir planı olmayan, başkalarının planının parçası olur.</p>
<p>Hüner yalnız ufku değil, ufkun ötesini de görmektir.</p>
<p>Tarih affetmez, aman dikkat!</p>
<p>***********</p>
<p><a title="_edn1" href="http://www.cihandura.com/mambots/editors/tinymce/jscripts/tiny_mce/blank.htm#_ednref1">[i]</a> Haydar Kazgan,  “Tanzimat Sonrası Kültür Değişmelerinin Ekonomik Temelleri”, <em>Sosyal Bilimler Dergisi</em>, II (2-3), 1995, ss. 34-43.</p>
<p><a title="_edn2" href="http://www.cihandura.com/mambots/editors/tinymce/jscripts/tiny_mce/blank.htm#_ednref2">[ii]</a> İsmail Gaspıralı, “Babıâli Caddesinde Bir Seyahat”, <em>Türk Yolu</em>, S.11, Mayıs-Haziran 2006, ss.92-93.</p>
<p><a href="http://www.cihandura.com/index.php?option=com_content&amp;task=view&amp;id=501&amp;Itemid=1">http://www.cihandura.com/index.php?option=com_content&amp;task=view&amp;id=501&amp;Itemid=1</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sevgicagi.com/2010/01/bartholomeosla-tarihte-bugun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ONDAN ŞİKAYET, BUNDAN ŞİKAYET:</title>
		<link>http://www.sevgicagi.com/2010/01/ondan-sikayet-bundan-sikayet/</link>
		<comments>http://www.sevgicagi.com/2010/01/ondan-sikayet-bundan-sikayet/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 19:38:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[-Rifat Serdaroğlu [Eski Sağlık ve Devlet Bakanı]]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcelil.com/2010/01/ondan-sikayet-bundan-sikayet/</guid>
		<description><![CDATA[RİFAT SERDAROĞLU
Sn. Başbakan evlere şenlik bir yönetim tarzı sergiliyor. Türkiye’yi tanımayan biri gelse ve Tayyip Bey’in konuşmalarını dinlese, onu Ana Muhalefet sözcüsü zanneder. Sn. Başbakan’ın Pazar ve Pazartesi günkü konuşmalarını, Samsun’dan bizleri ziyarete gelen aile dostumuz bir uzman psikiyatrist’le beraber izledik. Doktora, “Sn. Başbakan’ın durumunu nasıl değerlendiriyorsun?” diye sordum. Cevabı şöyle idi; “Sn. Başbakanı son [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><img class="alignleft size-full wp-image-4588" title="rifat" src="http://www.turkcelil.com/wp-content/uploads/rifat-e1263641094841.jpg" alt="" width="40" height="49" />RİFAT SERDAROĞLU</strong></p>
<p style="text-align: center;">Sn. Başbakan evlere şenlik bir yönetim tarzı sergiliyor. Türkiye’yi tanımayan biri gelse ve Tayyip Bey’in konuşmalarını dinlese, onu Ana Muhalefet sözcüsü zanneder. <span id="more-5343"></span>Sn. Başbakan’ın Pazar ve Pazartesi günkü konuşmalarını, Samsun’dan bizleri ziyarete gelen aile dostumuz bir uzman psikiyatrist’le beraber izledik. Doktora, “Sn. Başbakan’ın durumunu nasıl değerlendiriyorsun?” diye sordum. Cevabı şöyle idi; “Sn. Başbakanı son günlerde üzen ve onun iç dünyasını sarsan bir olay olmuş, çok sinirli ve kesin istirahata ihtiyacı var.”</p>
<p>Tecrübeli bir siyasetçi olarak, geçen haftaki olayları irdeledim ve Tayyip Bey’in dengelerini alt üst eden olayı buldum. Olay HAŞİM KILIÇ vakasıdır. Anayasa Mahkemesi bildiğiniz gibi, AKP Hükümetinin  “Askeri suçlar , sivil mahkemelerde yargılanır” anlamındaki kanununu “OYBİRLİĞİ” ile iptal etti. İptal kararı Tayyip Bey’i üzdü ama, onu esas kahreden olay Anayasa Mahkemesi Başkanı ekonomist Haşim Bey’in de bu karara uyması oldu. Tıpkı çok yakın bir dostun ihaneti gibi algıladı Tayyip Bey ve Ağlayan Kaşar Bülent abisi. Bu yüzden konuşurken kendisi ile çelişkiye düşüyor.</p>
<p>*”Kurumlarımız arasında diyalog tamdır, kurumlar arası çatışma yoktur.” Söyleyen kim? Başbakan.</p>
<p>*”Genelkurmayımızla UYUM içindeyiz.” Ne zaman söylendi? Geçen hafta. Söyleyen kim? Başbakan.</p>
<p>*”Görüyorsunuz neler olmuş, darbe isteyenler ortaya çıksın.” Söyleyen kim? Aynı Başbakan.</p>
<p>* “Daha neler neler çıkacak, göreceğiz” Söyleyen kim? Aynı Başbakan.</p>
<p>Vatandaş olarak ben soruyorum; Genelkurmay Başkanı kime bağlı? Aynı Başbakana.</p>
<p>Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu, Başbakanın bir dediğini iki ederler mi? Hayır, yürekleri yetmez.</p>
<p>Eğer gerçekten Türk Ordusu bir darbe hazırlığında ise, alın bir bakanlar kurulu kararı, gönderin seçtirdiğiniz kardeşiniz Abdullah Gül Bey’e, onaylattırın ve hepsini emekli edin. Ya bunu yapın, ya da susun lütfen. Laf ebeliği yaparak kendi milli ordunuza iftira atmayın, varsa gereğini yapın. Bulunduğunuz makam ağlama ve şikayet etme makamı değildir, çözüm makamıdır.</p>
<p>SEN KİM, MENDERES KİM:</p>
<p>Sn. Başbakan son seçimlerde, rahmetli Başbakan Adnan Menderes’in portresini fonda kullanarak kendi kendini “Demokrasi Yıldızı” ilan etmişti. Son konuşmalarında ise devamlı olarak “Merhum Menderes” diyerek, Siyasi itibarını yukarı çekme çabasına girmiştir. Yassıada’da önce müebbet yani ömür boyu hapse mahkûm olan ve 8 ayı hücrede olmak üzere,  5,5 sene cezaevinde yatan DP Milletvekili bir babanın oğlu olarak bu tavır beni rahatsız etmektedir. Rahatsız etmek bir yana, genç nesillerin kafalarındaki “Menderes” imajının zedelenmemesi ve yanlış anlaşılmaması gerekmektedir. Türkiye’nin ilk demokrasi mücadelesi ve tam bir halk hareketi olan DEMOKRAT PARTİ’NİN Lideri Menderes’in bazı özelliklerini özellikle gençlerle paylaşmak isterim. Sonra isteyen, istediği ile kıyaslasın.</p>
<p>Adnan Menderes, Atatürk’ e son derece bağlı, “İstiklal Madalyası” sahibi biriydi. Amerikan Koleji ve Ankara Hukuk Fakültesi mezunu, çok okuyan ve dünyayı çok iyi bilen bir DEVLET ADAMI idi. Siyasete ilk girdiği anda dedesinden kalan 38 bin dekar arazi sahibiydi. 1961 yılında idam sehpasında can verdiğinde 3 bin dekar arazisi kalmıştı. Yani, Siyaset yapıp zenginleşenlerden değildi. Eşi rahmetli Berrin Menderes Hanımefendi, son derece kültürlü, zarif, mükemmel bir anne ve asla Devlet imkanlarını kullanmayan, Atatürk hayranı bir TÜRK KADINI idi. Kendisini tanımaktan ben ve eşim her zaman gurur duyduk ve duymaya devam edeceğiz. Adnan Menderes, çocuklarının ticaretle uğraşmalarına hiç izin vermedi, Siyasi gücünden ne çocuklarının, ne de yakınlarının yararlanmasına asla fırsat vermedi. Demokrat Parti fikrine ve Adnan Menderes’e  katılmayan, vicdan sahibi herkesin ortak kanısı; ADNAN MENDERES NAMUSLU ADAMDIR.</p>
<p>Adnan Menderes ve arkadaşlarının ağızlarından Türk Ordusunun aleyhine tek laf bulamazsınız. Ordu bizimdir ve bizim milli ordumuzdur.</p>
<p>Adnan Menderes kimsenin önünde diz çökmemiştir. Kendini Adnan Menderes’le bir tutmaya kalkanlara tavsiyemiz şudur; Müslüman rakiplerini bile acımasızca katleden “GÜLBETTİN HİKMETYAR’IN önünde diz çöküp yalvaranların yerleri, o diz çöktükleri seviyedir.</p>
<p>Sağlık ve başarı dileklerimle, 26. Ocak. 2010</p>
<p>RİFAT SERDAROĞLU</p>
<p>Eski Sağlık ve Devlet Bakanı</p>
<p><a href="mailto:rifatserdaroglu@superonline.com">rifatserdaroglu@superonline.com</a></p>
<p><a href="mailto:rifatserdaroglu@gmail.com">rifatserdaroglu@gmail.com</a></p>
<p>0532 2110011</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sevgicagi.com/2010/01/ondan-sikayet-bundan-sikayet/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HUKUK DEVLETİ HEPİMİZ İÇİN</title>
		<link>http://www.sevgicagi.com/2010/01/hukuk-devleti-hepimiz-icin/</link>
		<comments>http://www.sevgicagi.com/2010/01/hukuk-devleti-hepimiz-icin/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 14:11:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[-Suay Karaman [TÜMÖD Gnl. Sekr.]]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcelil.com/?p=5340</guid>
		<description><![CDATA[Suay Karaman -Tüm Öğretim Elemanları Derneği (TÜMÖD) Genel Sekreteri
Bu yıl ana teması  “Hukuk Devleti Hepimiz İçin” olarak seçilen 17. Adalet ve Demokrasi Haftası’nda başta 31 Ocak 1990 tarihinde öldürülen Atatürkçü Düşünce Derneği Kurucu Genel Başkanı Prof. Dr. Muammer Aksoy ve 24 Ocak 1993 tarihinde öldürülen gazeteci, yazar Uğur Mumcu olmak üzere, tüm yitirdiğimiz aydınlık insanlarımızı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><img class="alignleft size-full wp-image-627" title="skaraman" src="http://www.turkcelil.com/wp-content/uploads/0skaraman.jpg" alt="" width="30" height="48" />Suay Karaman</strong> -<em>Tüm Öğretim Elemanları Derneği (TÜMÖD) Genel Sekreteri</em></p>
<p style="text-align: center;">Bu yıl ana teması  “Hukuk Devleti Hepimiz İçin” olarak seçilen 17. Adalet ve Demokrasi Haftası’nda başta 31 Ocak 1990 tarihinde öldürülen Atatürkçü<span id="more-5340"></span> Düşünce Derneği Kurucu Genel Başkanı Prof. Dr. Muammer Aksoy ve 24 Ocak 1993 tarihinde öldürülen gazeteci, yazar Uğur Mumcu olmak üzere, tüm yitirdiğimiz aydınlık insanlarımızı saygı, sevgi ve özlemle anıyoruz. Atatürk ilkelerini ve devrimlerini savundukları için, ulusalcı, anti emperyalist ve tam bağımsız Türkiye’den yana oldukları için hayatlarını kaybeden tüm devrim şehitleri önünde saygıyla eğiliyoruz.</p>
<p>Hepimiz için olan hukuk devleti, siyasi iktidarın gayretleriyle sadece kağıt üzerinde kalmaktadır. Hukukun bir gün kendilerine de gerekeceğini unutmuş gözükenler, hukukla oynamaktadırlar. Başbakanın övgüyle söz ettiği son yedi yılda, hukuk dışı uygulamalar en üst seviyeye çıkmıştır. Bunun yanında siyasi iktidar, hoşuna gitmeyen kararlara imza atan hakim ve savcılarla da hesaplaşmaya başlamıştır.</p>
<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, 14 Mart 2008 tarihinde AKP hakkında kapatma davası açtı ve siyasi iktidar tarafından hedef olarak gösterildi. Kapatma davası açmasıyla birlikte ölüm tehditleri almaya başlayan ve koruma sayısı arttırılan Yalçınkaya’ya yönelik Bülent Arınç’ın, “Ölüm en büyük gerçek. Bunu başsavcı da görmeli, siyasetçiler de görmeli, herkes görmeli. Ölüm bize şahdamarlarımızdan daha yakın” sözleri üstü örtülü tehdit olarak yorumlandı.</p>
<p>Anayasa Mahkemesi’nde AKP kapatma davasında, partinin kapatılması yönünde oy veren Başkanvekili Osman Paksüt’ün Ergenekon soruşturmasında yasadışı yolla dinlendiği ortaya çıktı.</p>
<p>Başbakanın, Avustralya SBS Radyosu’na verdiği demeçte şehit askerler için “kelle” dediği ortaya çıkmıştı. Bunun üzerine şehit aileleri başbakan hakkında “üç kuruşluk” tazminat davası açtı. Kartal 2. Sulh Hukuk Mahkemesi Başkanı Sevgi Övüç, Erdoğan’ı üç kuruş tazminat ödemeye mahkum etti. Ancak bu karardan kısa bir süre sonra, yargıç Sevgi Övüç hakkında Adalet Bakanlığı müfettişleri soruşturma izni istedi.</p>
<p>Dönemin Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in izin vermesi üzerine, Sevgi Övüç hakkında “davaların kararını geç yazarak kamu zararına sebebiyet verdiğinden görevi ihmal suçu” ve “görevi kötüye kullanma” suçlamalarıyla 2 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı. Yargıtay 4. Ceza Dairesi, yargıç Sevgi Övüç hakkındaki soruşturma raporu, iş cetveli, inceleme tutanakları gibi kanıtları inceledikten sonra görevi savsama kastı bulunmadığı görüşüyle beraatına karar verdi.</p>
<p>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, başbakanın terör örgütünün başı Abdullah Öcalan’a “sayın” diye hitap etmesi nedeniyle yapılan suç duyuruları hakkında takipsizlik kararı verdi. Üst mahkeme sıfatıyla itirazı inceleyen Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Osman Kaçmaz, başbakan hakkındaki takipsizlik kararını “zamanaşımı süresi dolmadığı ve suç işlenip işlenmediğinin takdirinin de mahkemeye bırakılması gerektiği” gerekçesiyle kaldırdı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı da, başbakan ile ilgili fezleke hazırlayıp, dokunulmazlık nedeniyle dosyayı TBMM’ye gönderme kararı aldı.</p>
<p>Hakim Osman Kaçmaz, Abdullah Gül hakkında da kayıp trilyon davası kapsamında verilen takipsizlik kararını kaldırarak, AKP’nin gülünün yargılanması gerektiğine karar verdi. Mahkemenin verdiği bu kararı Abdullah Gül<strong> </strong>“kötü niyetli”<strong> </strong>olarak değerlendirmiş, başbakan da bu kararın bağlayıcı olmadığını savunmuştu. Tartışmalar sürerken, Osman Kaçmaz hakkında Adalet Bakanlığı müfettişleri inceleme başlattı. İnceleme konusunun da Ergenekon soruşturması kapsamında olduğu anlaşıldı. Bu çerçevede, Hakim Osman Kaçmaz’ın telefonlarının da dinlendiği ortaya çıktı.</p>
<p>Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner, İsmailağa cemaati ile Fethullah Gülen grubuna yönelik soruşturmalar nedeniyle iktidarın hedefi oldu. Erzincan’daki cemaat soruşturma dosyası Erzurum’a nakledildi. Bazı AKP’li bakanlar ile işadamlarının da adının karıştığı cemaate yönelik soruşturmanın hemen ardından Başsavcı İlhan Cihaner hakkında Adalet Bakanlığı’nca üç ayrı soruşturma başlatıldı. İlhan Cihaner’in telefonları Adalet müfettişlerinin istemiyle dinlendi. Başsavcı İlhan Cihaner’in avukatı Turgut Kazan “Tüm yargıç ve savcılara yönelik bir tehdit ve sindirme örneği ile karşı karşıyayız” diyerek, gelinen süreci özetledi.</p>
<p>Cumhuriyet Mitinglerine katıldığı için hakkında birçok soruşturma açılan Cumhuriyet Savcısı ve eski YARSAV Genel Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu’na yapılan haksız ve yersiz uygulamalar, güdümlü yargı yaratmanın aşamalarındandır.</p>
<p>Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi, yasadışı dinleme iddialarıyla ilgili Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nda (TİB) yargıç başkanlığındaki bilirkişi heyetince inceleme yapılmasına karar verdi. Bu karar uyarınca Ankara 1. Sulh Ceza Hakimi Hayri Keskin<strong> </strong>ve beraberindeki bilirkişi heyeti TİB’de telekulak incelemesi yaptı. İncelemede, Yargıtay Birinci Başkanlığı’na ait bir telefonun da dinlendiği ortaya çıktı.</p>
<p>Heyet bilgisayar sisteminde yaptığı telekulak sorgu kayıtlarının bir örneğini istedi. Ancak TİB yetkilileri bunu vermediler. Bunun üzerine yargıç Hayri Keskin fiili engellemeyle karşılaştığı savıyla TİB Hukuk Daire Başkanı hakkında suç duyurusunda bulundu. TİB ise Keskin’i Adalet Bakanlığı’na şikâyet etti. Adalet Bakanlığı da mahkeme kararını uygulayan yargıç Hayri Keskin hakkında inceleme başlattı.</p>
<p>Başbakan her fırsatta yedi yıldır ülkenin çok değiştiğini söylemektedir. Yedi yıldır hukuksuzluk almış başını gitmektedir. Ulusalcılar, aydınlar ne ile yargılandıklarını bilmeden, Silivri’de hapis yatmaktadırlar. Buna karşılık 19 Ekim 2009 tarihinde terör örgütü PKK militanlarından 34 terörist, Habur sınır kapısından ülkemize giriş yapmıştır.</p>
<p>Bu teröristleri PKK bayraklarıyla, halaylarla, şenliklerle karşılamaya gelenler arasında milletvekilleri, hükümet temsilcileri, devletin üst düzey yöneticileri bulunarak ve seyyar mahkeme kurularak kirli bir oyun oynanmıştır.  Yüzyılın soygunu deniz feneri davasında hiçbir ilerleme yoktur ve bu dava ile ilgili haberlere yayın yasağı getirilmiştir. Buna karşılık kozmik büro ile ilgili arama ve haberlere yayın yasağı getirilmesi talebi ise yargıdan geri dönmüştür.</p>
<p>Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Yargıtay’da boş bulunan 34 üyelik için, Adalet Bakanı’nın engellemelerinden sonra sekiz ay gecikmeyle seçim yapmıştır. Terörist Mehmet Ali Ağca’nın 2006 yılında ‘yanlış’ tahliyesine karar verenler arasında bulunan Üsküdar 2. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı’nın, Ağca’nın serbest bırakıldığı gün Yargıtay üyeliğine seçilmesi de düşündürücüdür.</p>
<p>Anayasa ve hukuk dışı tutum ve davranışlarda bulunarak meşruluğunu yitiren  iktidarların görüldüğü ve yaşandığı ülkemizde hukuk, bir gün hukuku yok edenlere de gerekecektir. Unutmamalıyız, “hukuk devleti hepimiz için..”</p>
<p><a href="mailto:suaykaraman9@gmail.com">suaykaraman9@gmail.com</a></p>
<p>Ulus Gazetesi, 25 Ocak 2010.</p>
<p><strong>ULUS  GAZETESİ</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>ABONELİK FORMU</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Ulus Gazetesi yurtiçi yıllık abonelik bedeli (posta ücreti dâhil)  <strong>50 TL</strong> dir.</p>
<p>Yurtdışı abonelik bedeli (posta ücreti dâhil) <strong>120 TL</strong> dir.</p>
<p>İnternet aboneliği bedeli <strong>50 TL</strong> dir.</p>
<p>Söz konusu abonelik <strong>1 Ocak &#8211; 31 Aralık 2010</strong> süresini kapsayacaktır.</p>
<p>Abonelik için aşağıdaki boşlukların doldurulması gereklidir.</p>
<p>Abonelik bedelinin gönderileceği yerler:</p>
<p>PTT Posta Çek Hesabı Numarası: 533 14 69</p>
<p>Türk Ekonomi Bankası (TEB) Kızılay Şubesi: 25468</p>
<p>Türkiye  İş  Bankası Kızılay Şubesi: 4214-1603299</p>
<p>Kişisel Bilgileriniz</p>
<p>Adı Soyadı                   <strong>:</strong></p>
<p>Meslek             <strong>:</strong></p>
<p>Kimlik No                     <strong>:</strong></p>
<p>Adres                           <strong>:</strong></p>
<p>Tel No                          <strong>:</strong></p>
<p>Faks No                       <strong>:</strong></p>
<p>E-ileti Adresi                 <strong>:</strong></p>
<p>Eklemek İstediğiniz Özel Bilgiler <strong>:</strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Not<strong>:</strong></span> Lütfen abonelik ücretini havale ettikten sonra dekontu okunaklı bir şekilde üzerine adres bilgilerinizi ekleyerek gazetenin faks numarasına gönderiniz.</p>
<p><strong>ULUS Gazetesi:</strong> GMK Bulvarı 7/16  8. Kat  Kızılay-ANKARA</p>
<p>Tel: 0312 419 39 07        Faks: 0312 418 80 49</p>
<p>e-ileti: <strong><a href="mailto:ulus@ulusgazetesi.com">ulus@ulusgazetesi.com</a></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sevgicagi.com/2010/01/hukuk-devleti-hepimiz-icin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>UNUTULAN TÜRKLER: LÜBNAN’DA TÜRK VARLIĞI -4-</title>
		<link>http://www.sevgicagi.com/2010/01/unutulan-turkler-lubnan%e2%80%99da-turk-varligi-4/</link>
		<comments>http://www.sevgicagi.com/2010/01/unutulan-turkler-lubnan%e2%80%99da-turk-varligi-4/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 10:21:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kıbrıs-Balkanlar-Ortadoğu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcelil.com/?p=5206</guid>
		<description><![CDATA[Oytun Orhan -ORSAM Ortadoğu Uzmanı
3. Giritli Türkler
Lübnan’ın Kuzey Vilayeti’nde yer alan Trablus şehrinde yaşayan Giritli Türkler, Akkar ve Baalbek Türkmenlerinden farklı bir tarihe sahiptir. Lübnanlı Girit Türklerinin hikâyesi, Girit Adası’nın Osmanlı Devleti’nin hâkimiyetinden çıkması sürecine dayanmaktadır. 1821 yılında Yunanistan’ın bağımsızlığını kazanmasıyla beraber Girit’teki Rumlar Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklanmaya başlamıştır. 1897 yılına kadar birçok ayaklanma gerçekleşmiş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="text-decoration: underline;"><img class="alignleft size-full wp-image-693" title="disPolitika" src="http://www.turkcelil.com/wp-content/uploads/disPolitika-e1263320561280.jpg" alt="" width="48" height="39" />Oytun Orhan -ORSAM Ortadoğu Uzmanı</span></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>3. Giritli Türkler</strong></p>
<p style="text-align: center;">Lübnan’ın Kuzey Vilayeti’nde yer alan Trablus şehrinde yaşayan Giritli Türkler, Akkar ve Baalbek Türkmenlerinden farklı bir tarihe sahiptir. <span id="more-5206"></span>Lübnanlı Girit Türklerinin hikâyesi, Girit Adası’nın Osmanlı Devleti’nin hâkimiyetinden çıkması sürecine dayanmaktadır. 1821 yılında Yunanistan’ın bağımsızlığını kazanmasıyla beraber Girit’teki Rumlar Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklanmaya başlamıştır. 1897 yılına kadar birçok ayaklanma gerçekleşmiş ve Osmanlı tarafından bastırılmıştır. 1897 yılı Osmanlı-Yunan Savaşı öncesinde ada yeniden hareketlenmiştir.</p>
<p style="text-align: center;">Savaşı Osmanlı Devleti kazansa da bölgesel güçlerin müdahalesi ile adada Çarlık Rusyası, İngiltere, Fransa ve İtalya korumasında bir yönetim oluşturulmuş, Yunan kralının oğlu Georgios komiser olarak tayin edilmiştir.<a href="file:///C:/Documents%20and%20Settings/computer/Belgelerim/Downloads/Lbnan%20Trkleri.doc#_edn1">[i]</a> 1897 tarihinden itibaren adadaki Osmanlı hâkimiyetinin ortadan kalkması ve askerlerin adadan ayrılmasıyla Giritli Türk Müslüman nüfus yalnız kalmıştır. Bu tarihten itibaren o dönemde adanın toplam nüfusunun yaklaşık %45’ini oluşturan Müslümanlara yönelik Rum saldırıları başlamıştır.</p>
<p style="text-align: center;">1898 yılında Ali Bekraki liderliğinde Rumlara karşı bir ayaklanma başlatılsa da saldırılar karşısında Osmanlı Devleti, Müslüman Türk nüfusa sahip çıkmak için gemilerle adayı boşaltmıştır. Girit Türklerinin büyük bir kısmı İzmir ve Mersin’e yerleştirilirken bir kafile de Trablus ve Şam’a gönderilmiştir.</p>
<p style="text-align: center;">Bu bölgeye yerleştirilenler için II. Abdülhamit Suriye’de Hamidiye köyünü inşa etmiş ve kendilerine toprak vermiştir. Ayrıca, Girit’teki malları karşılığı bedel kendilerine ödenmiştir. I. Dünya Savaşı sonunda Suriye-Lübnan bölgesinin Osmanlı hâkimiyetinden çıkması ve sınırların yeniden çizilmesi ile Giritlilerin bir kısmı Suriye, akrabaları olan diğer kısım da Lübnan’da Trablus şehrinde kalmıştır. Şu an günümüzde Lübnan’da yaşayan Giritli Türkler, Trablus’a yerleştirilenler ve Suriye’de Hamidiye köyüne yerleştirilip daha sonra ekonomik nedenlerle Lübnan’a geçen Giritli Türklerden oluşmaktadır. Lübnan’a ve Suriye’ye yerleştirilen Giritliler ile ilgili detaylı bilgiler “Girit Adası ve Göçmenler Tarihi”  isimli kitapta Prof. Dr. Abdüllatif Bekraki tarafından anlatılmıştır.<a href="file:///C:/Documents%20and%20Settings/computer/Belgelerim/Downloads/Lbnan%20Trkleri.doc#_edn2">[ii]</a> Buradaki tespitlere göre, Trablus’a 10 bin Giritli gelmiş, ancak daha sonra dağılmıştır.</p>
<p>Günümüzdeki nüfusları net olarak bilinmemekle birlikte 10 bin civarında Giritli Türk’ün Lübnan’da yaşadığı tahmin edilmektedir. Bu kişiler kendilerini Türk olarak adlandırmamaktadır. Ancak tarihlerinin, Giritli olduklarının bilincindedirler ve kendilerine muhacir demektedirler. Giritli Türkler ilk yerleştikleri dönemde Arap nüfusa karşı mesafeli durmuş ve kimliklerini, kültürlerini koruma eğilimi içinde olmuştur. Bu durum son nesillerle birlikte değişmeye başlamıştır. İlk nesil Rumca ve Türkçe bilmekle beraber yeni nesiller her iki dili de unutmuştur. Aradan geçen 110 yıllık sürede büyük oranda asimile olmuşlardır. Sadece adetler ve bazı gelenekler açısından Türk kültürünün izleri devam etmektedir. Trablus halkı, Giritlileri, Türk yerine muhacir olarak adlandırmaktadır.</p>
<p>Bunun nedeni, Osmanlı’nın Giritli Türkleri bölgeye gönderirken yerel yönetime “Girit muhaciri gönderiyorum” şeklinde bir ifade kullanması olmuştur. Günümüzde Giritli Türkler soyadlarından anlaşılmaktadır. Soyadları “aki” eki ile bitmektedir ve “aki” Rumcada “oğlu” anlamına gelmektedir. Soyadındaki “aki” eki çıkarıldığında Türkçe kök ortaya çıkmaktadır. Örneğin Bekraki soyadı “Bekir” ve “aki”den oluşmaktadır ve Bekiroğlu anlamına gelmektedir.</p>
<p>Giritli Türkler kendilerine Osmanlı denmesi nedeniyle Osmanlı Devleti’nin devamı olarak gördükleri Türkiye’ye yakınlık duymaktadır. Giritli Türklerin kimliklerini koruyamamalarının muhtemel nedenlerini şu şekilde sıralayabiliriz: Her şeyden önce Araplarla iç içe yaşamaktadırlar. Ayrıca Sünni Müslüman olmaları nedeniyle yerel halk tarafından kabul görmüşlerdir. Herhangi bir dışlanmışlık, baskıya maruz kalma söz konusu değildir. Büyük bir şehirde yaşadıkları için kültür ve kimliklerini koruyabilecekleri dışa kapalı bir ortam bulamamışlardır. Türkiye’nin varlıklarından haberdar olmaması ve şimdiye kadar ilgi göstermemiş olması Araplaşma sürecini hızlandırmıştır. Şehirleşmiş bir topluluk oldukları için eğitim seviyeleri de yüksektir. Bu da Türk dilinin unutulmasında önemli faktörlerden biri olmuştur.</p>
<p>Eski dönemlerde iletişimin zor olması nedeniyle Suriye ve Lübnan’a yerleşen Giritli Türklerin Anadolu’ya yerleşen akrabaları ile bağları zamanla kopmuştur. Türkiye’de soyadı kanunun çıkması ile Lübnan ve Anadolu’daki Giritliler arasındaki tek bağ ortadan kalkmıştır. İzmir ve Ayvalık’ta çok sayıda akrabaları olduğunu tahmin etmekle beraber net bilgiye sahip değillerdir. Lübnan’da yaşayan Giritli Türklerin Türkiye’dekilere göre tek farkı yerleştirildikleri yerin Türkiye’nin hâkimiyetinden çıkması ve Arap nüfusun arasında kalmalarıdır.</p>
<p>Lübnanlı Girit Türklerinin Suriye’deki akrabaları ile ilişkisi ise sürmektedir. Hamidiye köyü ile aralarında 45 dakikalık bir mesafe bulunmaktadır ve zaman zaman ziyaret etmektedirler. Hamidiye’de kalan Giritli Türkler de, Trablus’takiler kadar olmasa da asimile olmuştur. Kırsalda yaşamaları, eğitim seviyesinin düşüklüğü ve dışa kapalılık nedeniyle nispeten kimliklerini korumuşturlar. Örneğin Trablus’takiler dillerini tamamen kaybetmişken Hamidiye’dekiler Rumca konuşmaya devam etmektedir. Rumca konuşmaları kimlikleri konusunda yanlış bir anlamaya izin vermemelidir. Zira bilindiği gibi nüfus mübadelesi sırasında Türkiye’de yaşayıp Yunanistan’a geçen Rumlar da Türkçeyi daha iyi konuşmaktaydı. Bu durum yaşanılan bölgede kullanılan dil ile alakalıdır. Hamidiye’dekiler kendini Giritli Türk olarak değil Giritli Müslüman veya Osmanlı olarak tanımlamaktadır. Trablusluların bir kısmı eğitim seviyelerinin yüksekliği sayesinde kökenlerini araştırmıştır ve bu nedenle kendini Giritli Türk olarak adlandırmaktadır. Trabluslu Giritli Türkler arasında Türkiye ile bağlantısı olan ve Türkiye’ye sempati duyanlar çoğunluktadır.</p>
<p>Günümüzde Lübnanlı Girit Türklerinin derneği bulunmamaktadır. 1962 yılında İbrahim Bekraki tarafından “Giritli Muhacirler Derneği” kurulup ruhsatı alınsa da sonraki yıllarda iç savaş nedeniyle faaliyete geçememiştir. Türkiye, Lübnan’da Giritli Türklerin varlığından 1985 yılına kadar haberdar olmamış ve ilk ilişki o yıl içinde Giritli Türklerin Türkiye Büyükelçiliği’ne başvurması ile kurulmuştur.</p>
<p><strong>4. Beyrut’ta Yaşayan Türk Vatandaşları ve Suriyeli Türkmenler</strong></p>
<p><em>4.1 Beyrut’ta Türk Vatandaşları </em></p>
<p>Beyrut’ta sokakta dolaşırken Türkçe konuşan birisine sıkça rastlamak mümkündür.  Lübnan vatandaşlığının yanı sıra Türk nüfus cüzdanına sahip bu kişilerin net sayıları bilinmemektedir. Beyrut’taki Türk vatandaşlarının bir kısmı dernekler altında örgütlenmiştir. Derneklerin verdiği rakamlara göre Beyrut’ta 20.000 civarında Türk vatandaşı yaşamaktadır. Türk vatandaşları 1940’larda ekonomik nedenlerle Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nden göç etmiş kişilerden oluşmaktadır. Genellikle Mardin ve çevresinde bulunan Söğütlü, Ömerli, Çavuşlu, Şenköy, Midyat, Gelinkaya gibi kasabalardan göç etmişlerdir. Bu kişilerin bir bölümü Suriye’de kalmış bir kısmı Beyrut’a kadar gelmiştir. Şu anda Beyrut’ta yaşamlarını sürdürenler 2. ve 3. nesil Türklerdir. Orta ve üstü yaştakiler iyi Türkçe konuşmaktadır. Yeni nesillerle beraber Türkçe unutulmaya başlanmıştır. Birçoğunun Türkiye ile bağlantıları devam etmektedir. Akrabaları ve mülkleri bulunmakta, iş dolayısıyla sık sık Türkiye’yi ziyaret etmektedirler.</p>
<p>Bu topluluk eskiden sosyo-ekonomik açıdan alt tabakaya mensup olmakla birlikte son yıllarda durumlarında nispi bir düzelme olmuştur. Birçoğu Lübnan’daki koşulların iyi olmaması nedeniyle Türkiye’ye dönme isteğindedir. Çoğunluğu Lübnan vatandaşlığını ancak 1994 yılında alabilmiştir. O tarihten itibaren koşulları nispeten düzelmeye başlamıştır. Bir kısmı halen hem Lübnan hem de Türk vatandaşlığına sahiptir. Belgeler aracılığı ile eskiden Türk vatandaşlığına sahip aileden geldiklerini göstermeleri ile vatandaşlık kazanabilmektedirler. Ancak bazıları Türkiye ile resmi bağlantılarını ispat edemedikleri için vatandaşlık alamamaktadır. Bu kişilere vatandaşlık verilmesi en büyük arzularıdır. Bir diğer arzuları da Türkçe öğrenimi verilmesidir.</p>
<p>Beyrut’ta, Söğütlü köyünden gelenlerin kurduğu iki dernek bulunmaktadır. Dernekler, “Geleceğin Yıldızı” (Nujum al Mustakbel) ve “Yeni Gelecek” (Jiel Mustakbel) isimleri altında faaliyet göstermektedir. Dernekler, adından anlaşılacağı üzere Saad Hariri ve 14 Mart İttifakı’nı desteklemektedir. Derneklere yaklaşık 800 kişi üye olmakla beraber üye olmayan ailelerle de doğrudan bağlantıları bulunmaktadır.</p>
<p><em>4.2 Beyrut’ta Suriyeli Türkmenler</em></p>
<p>Beyrut ve Trablus’ta, çok az sayıda Suriyeli Türkmen aile yaşamaktadır. Bu Türkmenler maddi zorluklar nedeniyle Suriye’den göç etmiştir. Son derece iyi Türkçe konuşmaktadırlar. Lübnan’da zor koşullar altında yaşamakta ve genellikle piyango bileti satışı ya da ayakkabı boyacılığı gibi yollarla hayatlarını kazanmaktadırlar. Aileler Suriye’deki akrabaları ile ilişkilerini korumaktadır. Bu topluluk hakkındaki bilgiler sokakta tesadüfen rastladığımız kişilerle yapılan kısa görüşmelere dayanmaktadır. Kendilerinin tahminlerine göre yaklaşık 50–100 civarında Suriye Türkmen’i Beyrut ve Trablus’ta yaşamaktadır.</p>
<p><strong>5. Çerkesler</strong></p>
<p>93 Harbi olarak bilinen Osmanlı-Rus Savaşı (1877–78) sonrası Osmanlı Devleti tarafından Balkanlar’dan Ortadoğu’ya yerleştirilen Çerkesler, Osmanlı Devleti’nin sona ermesi sonrası Suriye, İsrail ve Ürdün sınırları içinde kalmıştır. Ortadoğu Çerkeslerinden çalışma amacı ile Lübnan’a yerleşmiş olanlar bulunmaktadır. Lübnan Çerkesleri Türkiye’ye ikinci vatan gözüyle bakmakta ve akrabalık bağlarını korumaktadır. Belli bir bölgede toplu olarak değil, dağınık biçimde yaşayan Çerkesler’in nüfusları hakkında net bir bilgi bulunmamaktadır.</p>
<p>5 başlık altında sıralanan Türk varlığının yanı sıra; alan araştırmamız sırasında yerinde tespit edememiş olmakla birlikte kuzeyde Akkar bölgesinde Halba’da<a href="file:///C:/Documents%20and%20Settings/computer/Belgelerim/Downloads/Lbnan%20Trkleri.doc#_edn3">[iii]</a>, Trablus’ta ve Halba yakınlarındaki Meşaa’da Türkmenler bulunduğu tarafımıza iletilmiştir. Bu kişiler Türkmen olduklarının bilincinde olmakla birlikte Araplaşmış ve Türkçeyi tamamen unutmuştur.</p>
<p><strong>Sürecek…</strong></p>
<hr size="1" /><a href="file:///C:/Documents%20and%20Settings/computer/Belgelerim/Downloads/Lbnan%20Trkleri.doc#_ednref1">[i]</a> Girit Adası 1897 yılında İkinci Meşrutiyetin ilanından sonra (1908) Yunanistan’a katıldığını resmen ilan etmiştir. Balkan Savaşı’ndan sonra Londra ve Bükreş Antlaşmalarıyla Girit’in Yunanistan’a ilhakı Osmanlı Devleti tarafından resmen kabul edilmiş, böylece Girit sorunu kapanmıştır. Girit Adası’nın Osmanlı’nın elinden çıkış süreci hakkında daha detaylı bilgi için bkz.: Ayşe Nükhet Adıyeke, Osmanlı İmparatorluğu ve Girit Bunalımı (1896-1908), Türk Tarih Kurumu yayınları, 2000.</p>
<p><a href="file:///C:/Documents%20and%20Settings/computer/Belgelerim/Downloads/Lbnan%20Trkleri.doc#_ednref2">[ii]</a> Bu bilgi; 6 Ekim 2008 tarihinde Haşim Söylemez’in 722 sayılı Aksiyon dergisinde yayımlanan “Lübnan&#8217;daki Giritli Türkler” başlıklı çalışmasından alınmıştır.</p>
<p><a href="file:///C:/Documents%20and%20Settings/computer/Belgelerim/Downloads/Lbnan%20Trkleri.doc#_ednref3">[iii]</a> Soyadları “Türkmeni” olan bir aile bulunduğu tarafımıza iletilmiştir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sevgicagi.com/2010/01/unutulan-turkler-lubnan%e2%80%99da-turk-varligi-4/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ABD’NİN YENİ DÜNYA DÜZENİ SENARYOSU!</title>
		<link>http://www.sevgicagi.com/2010/01/abd%e2%80%99nin-yeni-dunya-duzeni-senaryosu/</link>
		<comments>http://www.sevgicagi.com/2010/01/abd%e2%80%99nin-yeni-dunya-duzeni-senaryosu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 09:34:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[-Prof.Dr. Nurullah Aydın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcelil.com/?p=5330</guid>
		<description><![CDATA[Nurullah AYDIN
Türkiye’de son dört yılda yaşanan olaylar aslında bir senaryonun uygulanmasından başka bir şey değildir. Yazan ABD, oynayan ne yazık ki Türkiye’deki bazı kişiler.
Nasıl mı; Önce ikinci dünya savaşı öncesi ile başlayan süreci, dünyada oynanan oyunları ve sonuçlarını görelim. Bunlar ışığında sizler de Türkiye’de oynanan oyunu yorumlayın.
Bakın; Nazi destekçisi Almanya’nın silah fabrikası Farben’di. Bu şirketin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><img class="alignleft size-full wp-image-3833" title="nurullah" src="http://www.turkcelil.com/wp-content/uploads/nurullah-e1263641120644.jpg" alt="" width="40" height="54" /><img class="alignleft size-full wp-image-4847" title="maviileri" src="http://www.turkcelil.com/wp-content/uploads/maviileri.gif" alt="" width="96" height="24" />Nurullah AYDIN</strong></p>
<p style="text-align: center;">Türkiye’de son dört yılda yaşanan olaylar aslında bir senaryonun uygulanmasından başka bir şey değildir. Yazan ABD, oynayan ne yazık ki Türkiye’deki bazı kişiler.<span id="more-5330"></span></p>
<p><strong>Nasıl mı;</strong> Önce ikinci dünya savaşı öncesi ile başlayan süreci, dünyada oynanan oyunları ve sonuçlarını görelim. Bunlar ışığında sizler de Türkiye’de oynanan oyunu yorumlayın.</p>
<p><strong>Bakın;</strong> Nazi destekçisi Almanya’nın silah fabrikası Farben’di. Bu şirketin ortağı Amerikan Rockfeller’e ait Standart Oil Company’di! Her iki şirket de savaşın üzerinden zenginleşti.</p>
<p>Savaş ABD’ne <strong>milyarlarca dolara</strong> mal oldu. Bu para Dış İlişkiler Konseyi’nin denetimindeki Amerikan Merkez Bankası’ndan borç alınarak harcandı. Amerikan Merkez Bankası bir şirketti. En tepedekiler Dış İlişkiler Konseyi üyeleriydiler. Amerikan bankacılık sistemi tefecilik üzerine kuruluydu. Savaşlarda en çok onlar kazandı.</p>
<p><strong>Preston  Bush’un </strong>bankası, savaştan en çok kârlı çıkan bankaydı. Oğlu ve torunu onun izinden gittiler. Tüm <strong>Bush sülalesi</strong>, CFR’nin (Dış İlişkiler Konseyi’nin), kafatası ve kemikler olarak bilinen gizli ırkçı örgütlerin üyesiydiler. <strong>Torun Bush</strong>, 2001’de ikiz kuleleri bahane ederek, Afganistan ve Irak’ı kana bulayacak, milyonlarca dolara el koyacaktı. Savaşlar çok kârlıydı! Bahaneler yaratılmalıydı.</p>
<p>Çünkü; <strong>Savaşlar için geniş kitleleri ikna edecek bahaneler lâzımdır.</strong></p>
<p>II.Dünya Savaşı’da Pearl Harbour’a saldırı bahanesi, Vietnam’a gemilere saldırı bahanesi ileri sürüldü. Ama daha sonra bunlar yalanlandı. Ortadoğu ve Orta Asya’ya girmek için de bir bahane lâzımdı. 11 Eylül ve kimyasal silahlar. Bahanesi, medya çarkıyla halka sahneledi…</p>
<p>Terörle savaş lâfı tekrarlandı, durdu.. Bir şey çok tekrarlanırsa, herkes inanır.</p>
<p>11 Eylül şokundan sonra dünyanın her tarafında onlarca bilim adamı bu anlaşılmaz olayı anlatmaya çalıştı. Kimse anlayamadı. <strong>Medya</strong>, 11 Eylül’ü paketledi ve Amerikan halkına sattı.</p>
<p><strong>Gerçek ve yalan birbirine karışmıştı, ikiz kulelerle ilgili tüm deliller karartılmıştı</strong>. Öyle ki, New York Belediye Başkanı Giuliani, deliller araştırılmadan, binalardan kalan her şeyi ortadan kaldırmıştı. Olay yerinde inceleme yapılmasına imkân tanımamıştı.</p>
<p>El Kaide ile Usame Bin Ladin, Rockfeller’in dediği gibi, hiç bulunamadı. <strong>Medya</strong> insanların beynine <strong>El  Kaide, Taliban, Terör, Savaş</strong> kelimelerini kazıdı.</p>
<p>Senaryoya göre, büyük kriz kapıdaydı. Kriz, küresel seçkinlere yeni fırsat kapıları açacaktı. Dünyada boyun eğmeyen uluslar vardı, <strong>kriz </strong>bu ulusları yola getirecekti…</p>
<p><strong>Rockfeller’e göre</strong>, Yeni Dünya Düzeni topyekûn bir değişimle gelecek, küresel kriz bu değişimi tetikleyecekti! 1994’te şöyle diyordu: ‘Küresel bir değişimin eşiğindeyiz. Beklentimiz, tam zamanında gelecek bir bunalımdır. Uluslar Yeni Dünya Düzeni’ni o zaman mecburen kabul edeceklerdir!”</p>
<p><strong>Rockfeller</strong>: “Dünyada bir devlet oluşturduğumuzda, modern dünya daha mükemmel ve daha istikrarlı olacaktır. Halkların kendilerini yönetme hakları, artık dünya bankerleri ve aydınları olan bir avuç seçkin’e geçecektir. Yüzyılımızda izleyeceğimiz strateji budur.”</p>
<p><strong>Henry Kissinger</strong>: “Hangi yol seçilirse seçilsin, Birleşik Devletler’e ve Avrupa’ya dayanan çokuluslu şirketler, küreselleşmeyi yönlendiren lokomotifler olarak gözükmektedir. ABD’nin Avrupa’nın çokuluslu şirketleri, gelişmekte olan ülkelerin şirketlerini yutacaktır.”</p>
<p><strong>George Kenan:</strong> “Dünya servetinin %50’sine, buna karşılık nüfusunun %6,3’üne sahibiz. Bu durumda kıskançlık ve kızgınlıklara hedef olmamız gayet normaldir. Önümüzdeki dönemde bu ayrıcalıklı konumun sürmesini sağlayacak bir ilişki ağı kurmalıyız. Korku salarak dünyayı sindirmeliyiz.!”</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Rahmi Koç</strong> ne diyor: “Dünyada yeni bir global sistem oluşmuştur. Dünyanın en büyük 5 ekonomisi artık devletler değil, özel şirketlerdir.”</p>
<p>CIA ve  FBI eğitiminden geçenler Türkiye’ye döndüler.. Sonrası ise malum senaryoları yazdılar uygulamaya başladılar. İşittiklerimizin, okuduklarımızın bizim anladığımız anlama gelmediğini, şunu şunu demek istediğini, medya’da tekrarlıyorlar. <strong>Ya öyle mi, Acaba, Ya</strong> <strong>doğruysa</strong> sözünü her ortamda söyletinceye kadar.</p>
<p>Türkiye’de oynanan oyunu, aktörlerini, figüranlarını da siz düşünün olmaz mı?</p>
<p><strong>GünüN SözÜ</strong>:  En zor şey, göz önünde duranı görmek ve açıkça söyleneni işitip anlayabilmektir!</p>
<p><strong>25 Ocak 2010</strong></p>
<p><a href="mailto:nurullah@gazi.edu.tr">nurullah@gazi.edu.tr</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sevgicagi.com/2010/01/abd%e2%80%99nin-yeni-dunya-duzeni-senaryosu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kâbus</title>
		<link>http://www.sevgicagi.com/2010/01/kabus/</link>
		<comments>http://www.sevgicagi.com/2010/01/kabus/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 09:31:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[-Basından-Genel [Süreli Yazılar]]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcelil.com/?p=5328</guid>
		<description><![CDATA[Nuray MERT -Hürriyet
İNŞALLAH, bu ülkeye sağduyu geri gelirse, bugünleri Kafkaesk bir kâbus gibi hatırlayacağım. Ben tam, belki biraz düze çıkarız, bu tuhaf dönemden hiç olmazsa asker-sivil ilişkileri normalleşerek çıkarız, bir kazancımız olur diye avunmaya çalışırken, “yeni bir darbe planı” gündeme geliyor.
“Gelsin, fena mı?” diyeceksiniz. Ama öyle bir şekilde geliyor ki, insan kuşkulanmaktan kendini alamıyor. Her [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3 style="text-align: center;"><img class="alignleft size-full wp-image-5281" title="ok" src="http://www.turkcelil.com/wp-content/uploads/next.gif" alt="" width="30" height="30" /><a href="http://www.hurriyet.com.tr/index/nuray_mert" target="_blank"><span style="color: #000000;">Nuray MERT</span></a> -<span style="font-weight: normal;">Hürriyet</span></h3>
<p style="text-align: center;"><strong>İNŞALLAH, bu ülkeye sağduyu geri gelirse, bugünleri Kafkaesk bir kâbus gibi hatırlayacağım. Ben tam, belki biraz düze çıkarız, bu<span id="more-5328"></span> tuhaf dönemden hiç olmazsa asker-sivil ilişkileri normalleşerek çıkarız, bir kazancımız olur diye avunmaya çalışırken, “yeni bir darbe planı” gündeme geliyor.</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>“Gelsin, fena mı?”</strong> diyeceksiniz. Ama öyle bir şekilde geliyor ki, insan kuşkulanmaktan kendini alamıyor. Her seferinde, o meşhur <strong>“kurunun yanında yaşın yanması”</strong> ihtimalini doğuran, hiç olmayacak birilerini zan altına bırakacak şekilde geliyor.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>DEMOKRASİ MÜCAHİDİ!</strong></p>
<p style="text-align: center;">Bu kez, yine <strong>“askere yakın gazeteciler”</strong> listeleri ile darbe hükümeti planları ile birileri zan altına alındı. Dahası, o tarihte <strong>“nerde beleş orda yerleş”</strong> türü yazılar yazanların da aralarında olduğu birileri <strong>“demokrasi mücahidi”</strong> mertebesine yükseltildi.</p>
<p style="text-align: center;">Bu arada benim tam bir kara propaganda hedefi haline gelme nedenim olan <strong>“sivil dikta” </strong>tartışması, bu sefer Balyoz Operasyonu’nun merkezinde olan emekli Orgeneral <strong>Çetin Doğan </strong>ile ve dolayısıyla darbeyle ilişkilendirildi.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>“İnsaf”</strong> bile diyemiyorum.</p>
<p style="text-align: center;">Bu propagandaları yürütenlerde insaf falan olmadığını artık iyice anladım. Ben, son günlerde piyasaya sürülen iddialara karşı, <strong>“Bana ne, Doğan medya yirmi yıl önce ne başlık atmış, bugün bunları ben kendi irademle söylüyorum ve arkasındayım” </strong>diyordum. Dinleyen olmadığı gibi yetmedi, şimdi söylediklerim darbe planları ile ilişkilendiriliyor. Susmazsan başına gelecek olan şimdilik bu, yarın Allah kerim!</p>
<p style="text-align: center;"><strong>VAKİT’LE BİLE</strong></p>
<p style="text-align: center;">İyi niyetli olanlar, <strong>“Sen samimi olabilirsin ama senin söylediklerini kullanıyorlar” </strong>diyerek geri çekilmemi tavsiye ediyorlar. <strong>“Seni kullanıyorlar”</strong> diyen de var. Doksanlı yıllarda, ben laikçilerle mücadele ederken, o zamanlar tüm İslamcı gazetelerde boy boy yazılarım, röportajlarım çıktığında, bana söylenenler bunların aynısıydı.</p>
<p style="text-align: center;">O zaman, İslamcı siyasetle aramdaki tüm ayrılık ve mesafeye rağmen, kendimi ayrıştırmayı söylediklerimden taviz olarak gördüm, yapmadım. Vakit Gazetesi ile bile arama mesafe koymadım. Bugün neden yapayım? O zaman, <strong>“İslamcılar seni kullanıyor”</strong> diyenlere kızıp, kestirip atıyordum. Bugün neden farklı davranayım?</p>
<p style="text-align: center;">Bugün söylenenlere benzer biçimde, <strong>“Bunları senin gibi </strong>(laik çevreden gelen, başı açık) <strong>birinin söylemesi, İslamcılara fazladan prim yaptırıyor”</strong> deniliyordu. Vız geldi, tırıs gitti, bugün ise çok daha ağır bir propagandanın hedefi oldum. Sadece kendi durumum değil, Türkiye’nin bir kâbustan öbürüne geçişini derin bir üzüntü ve belirsizlik hissi ile izliyorum.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>GÖZÜMÜ KORKUTTU</strong></p>
<p style="text-align: center;">Benim kendimden kuşkum yok, o halde bu olanlardan kuşkulanmam için her neden var. Kendi düşüncelerimi, kaygılarımı ifade ettiğim bir yazı ve ropörtajın, nelerle ilişkilendirildiğini gördükten sonra, bu karalama, sindirme kampanyası iyice gözümü korkuttu. Başka söyleyecek bir şey bulamıyorum.</p>
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;"><strong>Not: Bu arada, Ahmet Hakan’ın cuma günkü yazısı, bu karalama kampanyalarının nelere kadir olduğunu bir kez daha görmemi sağladı. Ahmet Hakan, 2006’da yayınlanan andıçların ne kadar “yanıltıcı” olduğuna örnek olarak, o andıçta Yasemin Çongar’ın TSK yanlısı, benim ise TSK karşıtı olarak adımın geçmesini örnek vermiş. Sonuçta, tersinden, Çongar tescilli TSK karşıtı ben ise tescilli TSK yandaşı olmuşum. Kendisine teessüflerimi bildirdim, sizinle de paylaşmak istedim. </strong></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/13574789.asp?yazarid=323&amp;gid=61">http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/13574789.asp?yazarid=323&amp;gid=61</a></p>
<p style="text-align: center;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sevgicagi.com/2010/01/kabus/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni Partiler ne getirir? (1)</title>
		<link>http://www.sevgicagi.com/2010/01/yeni-partiler-ne-getirir-1/</link>
		<comments>http://www.sevgicagi.com/2010/01/yeni-partiler-ne-getirir-1/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 09:04:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[-Basından-Genel [Süreli Yazılar]]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcelil.com/?p=5326</guid>
		<description><![CDATA[EDİTÖR&#8217;DEN – özgürhaber
İki haftadır köşe yazılarımda yeni kurulan ya da adı açıklanmadan kurulmaya çalışılan partiler hakkında yorumlar yazmaya çalışıyorum.
Bugün ise TDH (Türkiye Değişim Hareketi) kurucusu hakkında bana Paris’ten gelen bir e postayı yorumsuz aktarmak istiyorum… 
Mustafa Sarıgül (!)&#8230;
Asıl önemli olan ve memleketi temelinden yıkan, halkını esir eden, içerideki cephenin suskunluğudur.
İstanbul Bilgi Üniversitesi (IBU) hakkında bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><img class="alignleft size-full wp-image-5281" title="ok" src="http://www.turkcelil.com/wp-content/uploads/next.gif" alt="" width="30" height="30" />EDİTÖR&#8217;DEN – özgürhaber</strong></p>
<p style="text-align: center;"><em>İki haftadır köşe yazılarımda yeni kurulan ya da adı açıklanmadan kurulmaya çalışılan partiler hakkında yorumlar yazmaya çalışıyorum.<span id="more-5326"></span></em></p>
<p><em>Bugün ise TDH (Türkiye Değişim Hareketi) kurucusu hakkında bana Paris’ten gelen bir e postayı yorumsuz aktarmak istiyorum… </em></p>
<p><em>Mustafa Sarıgül (!)&#8230;</em></p>
<p><em>Asıl önemli olan ve memleketi temelinden yıkan, halkını esir eden, içerideki cephenin suskunluğudur.</em></p>
<p><em>İstanbul Bilgi Üniversitesi (IBU) hakkında bir yorum:</em></p>
<p><em>Sonuna kadar okuyun lütfen; çok ilginç bir ilişkiler ağı.</em></p>
<p><em>Soru: Kemal Derviş, DSP lideri Ecevit tarafından Türkiye&#8217;ye ilk davet edildiğinde kimin evinde kalmıştı? En yakın ilişki içinde olduğu kişi kimdi?</em></p>
<p><em>Yanıt: Asaf Savaş Akat!</em></p>
<p><em>Soru: Başka? </em></p>
<p><em>Yanıt: Hurşit Güneş.</em></p>
<p><em>Soru: Asaf Savaş Akat, hangi üniversitenin eski rektörlerindendir? Halen hangi üniversitenin Mütevelli Heyeti üyesidir? Ve şu anda da orada öğretim üyesidir? </em></p>
<p><em>Yanıt: BİLGİ ÜNİVERSİTESİ.</em></p>
<p><em>Soru: Asaf Savaş Akat hangi gazetede yazmaktadır? </em></p>
<p><em>Yanıt: VATAN gazetesi..</em></p>
<p><em>Soru: Vatan gazetesinin sahibi kimdir? </em></p>
<p><em>Yanıt: Zafer Mutlu&#8230;</em></p>
<p><em>Soru: Zafer Mutlu hangi üniversitenin Mütevelli Heyeti üyesidir? </em></p>
<p><em>Yanıt: BILGI ÜNIVERSITESI.</em></p>
<p><em>Soru: Mustafa Sarıgül hangi üniversitenin Mütevelli Heyeti üyesidir? </em></p>
<p><em>Yanıt: BILGI ÜNIVERSITESI.</em></p>
<p><em>Soru: Bilgi Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Oğuz Özerdem, başka hangi &#8220;sivil&#8221; toplum örgütünün (!) yönetiminde görevlidir? </em></p>
<p><em>Yanıt: AÇIK TOPLUM ENSTITÜSÜ&#8230;</em></p>
<p><em>Soru: Açık Toplum Enstitüsü&#8217;nün arkasında kim vardır? </em></p>
<p><em>Yanıt: George SOROS</em></p>
<p><em>Soru: Soros Türkiye&#8217;ye geldiğinde hangi üniversitede konferans vermişti? </em></p>
<p><em>Yanıt: BILGI ÜNIVERSITESI</em></p>
<p><em>Soru: Soros’un desteklediği ve bağlantılı olduğu Üniversite hangi üniversitedir? </em></p>
<p><em>Yanıt: BILGI ÜNIVERSITESI</em></p>
<p><em>Soru: George Soros ve Açık toplum Üniversitesi Türkiye&#8217;de nereye maddi destek sağlar? </em></p>
<p><em>Yanıt: Bilgi Üniversitesi, Sabancı Üniversitesi, TESEV.</em></p>
<p><em>Soru: George Soros ve Açık Toplum Üniversitesi başka nereye yardım sağlar? </em></p>
<p><em>Yanıt: Kadın Derneklerine (Uçan Süpürge, Kadın Girişimciler Derneği, Kadın Yurttaş; gibi), sözde Demokrasi derneklerine.</em></p>
<p><em>Soru: TESEV (Türkiye ve Ekonomik ve Sosyal Etütler Vakfı;) yurtdışında başka hangi kurumlarla ilişki içindedir?</em></p>
<p><em>Yanıt: CFR (Council on Foreign Relations), Bilderberg ve Trilateral Komisyon.</em></p>
<p><em>Soru: Nerden biliyorsunuz CFR ilişkisini? </em></p>
<p><em>Yanıt: Çünkü CFR Uyeleri 2003 Temmuz ayında TESEV&#8217;e gelip, MGK&#8217;nin TSK etkisinden arındırılması ve MGK ile TSK&#8217;nın zayıflatılması için TESEV&#8217;de toplantı yapmışlardır.</em></p>
<p><em>Soru: Kimlerle? </em></p>
<p><em>Yanıt: TESEV başkanı Can Peker, Cengiz Çandar ve diğer Amerikancı başka vakıf yeleriyle.</em></p>
<p><em>Soru: Sonra ne olmuştur? </em></p>
<p><em>Yanıt: MGK etkisizleştirilmiş ve TSK’ ya karşı bir psikolojik savaş zinciri başlamıştır.</em></p>
<p><em>Soru: Siz paranoyak mısınız? </em></p>
<p><em>Yanıt: Hayır, gazeteleri ve çıkan kitapları takip ediyorum.</em></p>
<p><em>Soru: Bilderberg ve CFR nereye bağlıdır? </em></p>
<p><em>Yanıt: Amerikan National Security Council&#8217;a, ya da ABD Derin Devletine. </em></p>
<p><em>Tüm CIA ve istihbarat örgütleri yöneticileri CFR üyesidir.</em></p>
<p><em>Soru: Yok canım, abarttınız! </em></p>
<p><em>Yanıt: Sadece soruları yanıtlıyorum.</em></p>
<p><em>Soru: Peki Soros&#8217;la bağlantılı başka vakıflar var mıdır? </em></p>
<p><em>Yanıt: Neden olmasın. Democracy Project isimli Sivil Demokrasi Projesinin finansörü NATIONAL ENDOWMENT FOR DEMOCRACY (NED), ki demokrasilerin içindeki bir Truva atıdır, bu ilişkileri ve projeleri finansal olarak desteklemektedir.</em></p>
<p><em>Soru: Aklım karıştı, şu TESEV&#8217;in İNSAN HAKLARI raporunu ve Liberal Düşünce Topluluğunun yaptığı TSK aleyhindeki anketi de NED finanse etmemiş miydi?</em></p>
<p><em>Yanıt: Evet. Tam üstüne bastınız. TSK aleyhindeki her hareketin finansörü NED&#8217;dir, kendi demokrasilerine göre TSK işlerini bozuyor ya! Liberal Düşünce Topluluğu ve TESEV tamamen Amerikan Vakıfları gibi çalışmaktadır ve SOROS VAKFI VE AÇIK TOPLUM ENSTITÜSÜ VAKFI ile ilişkilidir.</em></p>
<p><em>Soru: Soros’un AÇIK TOPLUM ENSTİTÜSÜ, TÜSIAD, TÜSEV, AÇEV, Uluslarası Basın Derneği vb. Sivil Örümcek Kuruluşları da desteklemiyor mu?</em></p>
<p><em>Yanıt: Evet. Bu kadar da değil. Tablo çok daha büyük. Türkiye içinde NED&#8217;in ve SOROS&#8217;un artık devlet içinde devlet olduğunu söyleyebiliriz.</em></p>
<p><em>Soru: Yani Mustafa Sarıgül Amerikan Vakıfları ve istihbarat yapılanmaları tarafından mı destekleniyor?</em></p>
<p><em>Yanıt: Bravo, BILGI Üniversitesi de bu eylemler için merkez Üniversite.</em></p>
<p><em>Soru: Mustafa Sarıgül, Şişli Belediye Başkanı seçildikten sonra eski Şişli Belediye Başkanı (ve tabii yine Bilgi Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyesi !) kanun kaçağı Gülay (Atığ) Aslıtürk zamanında yapılan Bilgi Üniversitesi ile ilgili usulsüzlüklerin üzerine gitmiş midir? </em></p>
<p><em>Yanıt: ??? Gitmiştir canım, niye gitmesin!</em></p>
<p><em>Soru: Â Â Hurşit Güneş&#8217;in öncülerinden olduğu Yeniden CHP Hareketi Kemal Derviş&#8217;i ve Mustafa Sarıgül&#8217;ü destekliyor mu? </em></p>
<p><em>Yanıt: Buna şüphe var mı?</em></p>
<p><em>Soru: Yeniden CHP Hareketi&#8217;nin çıkardığı derginin adı nedir? </em></p>
<p><em>Yanıt: AÇILIM&#8230;</em></p>
<p><em>Soru: Taner Berksoy, Serhat Güvenç, Erol Katırcıoğlu, Ayhan Kaya, Şule Kut, Pınar Uyan, Boğaç Erozan gibi AÇILIM dergisi yazı kurulu üyeleri hangi üniversitede öğretim üyesidirler? </em></p>
<p><em>Yanıt: BİLGI ÜNIVERSITESI. </em></p>
<p><em>Soru: BILGI ÜNIVERSITESI aslında bir Amerikan Üniversitesi mi acaba? </em></p>
<p><em>Yanıt: GÜNAYDIN!</em></p>
<p><em>Dr. Ahmet N. İMRE </em></p>
<p><em>Gelecek Hafta; George SOROS, CFR (Council on Foreign Relations), Bilderberg ve Trilateral kimdir, nedirler bunlar hakkında bilgilendireceğim…</em></p>
<p><em>HERKES YERİNE</em></p>
<p><em>Nurettin Kurtuluş</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Yazar İletişim: ozgurhaber@msn.com </em></p>
<p><em> </em></p>
<p><a href="http://www.ozgurhaber.net/modules.php?name=Kose_Yazilari&amp;file=yazi_oku&amp;sid=187">http://www.ozgurhaber.net//modules.php?name=Kose_Yazilari&amp;file=yazi_oku&amp;sid=187</a></p>
<p>Bilgi:</p>
<p>BYT</p>
<p><a href="http://groups.yahoo.com/group/BelcikadaYasayanTurkler/message/74427">http://groups.yahoo.com/group/BelcikadaYasayanTurkler/message/74427</a><em> </em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sevgicagi.com/2010/01/yeni-partiler-ne-getirir-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tam Gün Yasası&#8230;</title>
		<link>http://www.sevgicagi.com/2010/01/tam-gun-yasasi/</link>
		<comments>http://www.sevgicagi.com/2010/01/tam-gun-yasasi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 07:02:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Adalet ve Hukuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcelil.com/?p=5321</guid>
		<description><![CDATA[Sadık Çelik -Cumhuriyet
Bu yasanın uygulanması halinde sağlık çalışanlarının tümü ve halk sağlığı olumsuz yönde etkilenecektir. Yapılması gereken sistemde var olan sorunları yeni baştan hekimlerle birlikte hareket ederek çözmektir, aksi takdirde yeni yasanın etkilerini gelecekte daha acı şekilde tecrübe etmek zorunda kalacağız, şayet yasa Anayasa Mahkemesi’ne götürülüp iptal edilmezse.
19 Ocak 2010’da büyük tartışmalarla gündeme gelen sağlık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3 style="text-align: center;"><strong><img class="alignleft size-full wp-image-5281" title="ok" src="http://www.turkcelil.com/wp-content/uploads/next.gif" alt="" width="30" height="30" /><a href="http://www.cumhuriyet.com.tr/?yer=yazar&amp;aranan=Sad%FDk%20%C7elik"><span style="color: #000000;">Sadık Çelik</span></a><span style="color: #000000;"> </span><span style="text-decoration: underline;">-</span><span style="text-decoration: underline;"><span style="font-weight: normal;">Cumhuriyet</span></span></strong></h3>
<p style="text-align: center;">Bu yasanın uygulanması halinde sağlık çalışanlarının tümü ve halk sağlığı olumsuz yönde etkilenecektir. Yapılması gereken sistemde var olan sorunları<span id="more-5321"></span> yeni baştan hekimlerle birlikte hareket ederek çözmektir, aksi takdirde yeni yasanın etkilerini gelecekte daha acı şekilde tecrübe etmek zorunda kalacağız, şayet yasa Anayasa Mahkemesi’ne götürülüp iptal edilmezse.</p>
<p>19 Ocak 2010’da büyük tartışmalarla gündeme gelen sağlık çalışanlarının protestolarla karşı çıktığı tam gün yasa tasarısı TBMM’den 21 Ocak 2010’da geçerek yasalaşan ilk tam gün yasası değil. 32 yıl önce 1978 yılında <em>“Sağlık Personelinin Tam Süre Çalışma Esaslarına Dair Kanun”</em> ile uygulanmaya konmuş ve hekimlere başta tam gün ve eğitici tazminatı olmak üzere çeşitli kazanımlar getirmişti. Ancak, yasa çıktıktan sonra sözde ekonomik ve sosyal güvenceler belirtildiği ölçüde uygulanamamış hatta yanlış uygulamalar sonucunda yasayla elde edilmesi planlanan hak ve kazanımlar gerçekleşmediğinden yasanın böylelikle uygulanabilirliği de kalmadığından 1980’de yürürlükten kaldırılmış ve yarı zamanlı çalışmaya yeniden izin verilmiştir.</p>
<p>Bugün <strong>“Sağlıkta Dönüşüm”</strong> adı altında <strong>“Tam Gün Yasası”</strong> yeni düzenlemelerle 32 yıl sonra tekrar uygulanmaya çalışılacak. Hekimlerin tüm karşı çıkışlarına rağmen hükümet tasarıyı yasalaştırdı.</p>
<p><strong>Adaletli değil</strong></p>
<p>Peki yasa neleri öngörüyor? Yasa hekimlerin tam gün çalışmalarını, muayenehanelerini kapatmalarını, muayenehanelerini kapatmak istemeyen hekimlerin de kamudan ayrılmalarını öngörüyor. İlk bakışta yasa söylemde doğru gibi gözüküyor ancak söylemde halka sempatik gözüken yasa adaletli hazırlanmış bir yasa değil. Üniversite öğretim üyelerine muayenehane yasağı getiren ancak vakıf üniversitelerindeki öğretim üyelerini kapsamayan yasa çifte standarttan başka bir şey değildir. Yasanın öngördüğü uygulamanın kamu hastanelerinde sebep olacağı doktor boşluğunun yaratacağı sıkıntılar ve muayenehanelerini kapatan ve kamuda tam gün çalışan hekimlerin oldukça zor olan tıp eğitimine ayıracakları zaman göz ardı ediliyor. Bu iki ana problemden başka tam gün çalışmanın doğuracağı bir diğer problem hekimlerin bilimsel çalışmalara vakit ayıramayacak olması.</p>
<p><strong>Özelleştirmenin adımları</strong></p>
<p>Günde 50 hastaya bakıyorsan 100 hastaya bak, daha çok ameliyat yap daha fazla kazan haline gelecek bu uygulamada unutulan şu ki, hekimler yalnızca hasta bakıp ameliyat yapmazlar. Onlar aynı zamanda mesleğe yeni hekimler yetiştirip onlara eğitim verirler, araştırma, inceleme yaparlar, kendilerini geliştirmek için ulusal uluslararası bilimsel kongrelere, toplantılara katılırlar.</p>
<p>Sağlığın ticarileşmesi elbette tasvip edilir bir şey değildir ancak maalesef toplumda böyle bir yanlış algı var. Bu algıyı değiştirmek için yola çıkanlarsa tam da değiştirmek istedikleri yanlışın içine düşüyorlar, uygulamaya konan yasanın maddelerine bakarsanız sağlığın nasıl ticarileştiğini ve özelleştirme adımlarının nasıl atıldığını göreceksiniz.</p>
<p>Sağlık üzerinden para kazanma, kâr etme yeni yasayla birlikte daha da ön plana çıkıyor. Zaten kamu hastanelerinde amaçlanan en yüksek kârı sağlayıp en ucuz sağlık hizmetini sunmaktır. Amaç sağlığa yapılan harcamaları en aza indirmektir. Sağlık hizmetini ucuza getirmek için uzun süreli çalışma saatleri karşılığında az ücret ödeme de yeni hedeflenenler arasında. Sağlıkta iyileştirme adı altında yapılan, Sağlık Bakanlığı’na bağlı sağlık kuruluşlarının özelleştirilmesidir. Hatta SGK fonlarıyla büyüyen özel hastane zincirleri daha şimdiden yabancı tekellere satılmaya başlanmıştır.</p>
<p><strong>Sadece tavan ücretler</strong></p>
<p>Doktorlar üzerinden sağlıkta tasarruf yerine vergi vermeyenlerden vergileri alınsa ve alınan bu vergilerin gerekli kısmı sağlık harcamalarına aktarılsa performans uygulaması gibi hatalara göz yuman bir uygulamaya, hekimlerin baskı altında çalışmasına, birbirlerine düşürülmesine hiç gerek kalmayacaktır.</p>
<p>Yasa sağlık hizmetlerini ucuza mal edebilmek amacıyla hekimlerin kazançlarına kendince bir çözüm getirmiş, yasada maaşların artacağı da öngörülüyor. Oysa yasa incelendiğinde görülüyor ki bunlar yalnızca kâğıt üzerindeki tavan ücretlerdir. Nöbet ücretlerinin 3 TL’den 5 TL’ye çıkacak olması da zaten yapılacak sözde iyileştirmenin durumunu özetliyor. Emekli maaşları için öngörülen artış ise yalnızca Sağlık Bakanlığı’nda döner sermayesi bulunan sağlık kuruluşlarında çalışan hekimleri kapsıyor. Ayrıca yasada belirtilen ücretlendirmelerin tümü taban aylıklara göre değil döner sermayeye göre yapılıyor. Sağlıkta yaşanan tüm bu problemlerin hekimlerin de görüşlerine başvurup demokratik bir şekilde çözülmesi gerekirdi. Kamuyu hekimlerin aleyhine yönlendirmek, kışkırtmak, onları aç gözlü, vicdansız, paracı, göstermek Türk hekimlerini derinden üzmüş, onlara, mesleklerine, kariyerlerine saygısızlık edilmiştir.</p>
<p>İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. <strong>Fuat Demirkıran</strong>’a göre tıp öğrencileri dahil tüm doktorları ilgilendiren yasa değerlendirildiğinde yasanın amaçlarından biri<strong>Sağlık Bakanlığı’na bağlı tüm hastaneleri özel sağlık işletmeleri</strong> <strong>haline dönüştürmek</strong>. Bu şekilde yakın gelecekte bu hastanelerin çalışanları sözleşmeli personel haline geçecek ve özlük hakları dahil iş güvenceleri ortadan kalkacaktır. Hekimler sağlık personeli ile birlikte parça başı iş yapan taşeronlar haline dönecektir. Zaman içinde birim işten kazanılan ücret belirgin olarak azalacak ve halen önemli açık veren SGK’nin giderleri önemli oranda artacaktır, bu durumda hekimler dahil tüm sağlık personeli daha çok iş yapmaya zorlanacak ve sağlık hizmetinin bilimsel yönü zayıflayacak ve ortadan kalkacaktır. Etik sınırlar zorlanacaktır.</p>
<p><strong>Şikâyetler artacak</strong></p>
<p>Sonuçta, sağlık sorunları daha da artacak, çözümü zor ve uzun sağlık problemlerinden kaçış ve savunmaya dayalı hekimlik anlayışı yerleşecektir, mutsuz hasta ve hekimler çoğalacağından her geçen gün hasta şikâyetleri artacaktır, ayrıca hekimler bilimsel faaliyetlerden ve mesleki sorumluluktan çok skor arttırmaya çalışacak ve şikâyet dilekçeleri ile uğraşmak zorunda kalacaklardır. Yasanın bir diğer amacı ise; <strong>Kamu ve vakıf üniversitelerini bir şekilde sağlık bakanlığı veya başka bir deyişle siyasetin güdümüne</strong> <strong>sokmak</strong>. Tıp fakültelerinin hemen tamamı artan giderleri nedeni ile halen zarar etmektedir ve bu fakültelerin gelirlerinin yaklaşık yüzde 15-20’si öğretim üyesi katkı paylarından oluşmaktadır. Hastaların önemli bir bölümü bu payları ödemekten rahatsız olmamaktadır. Üniversitelerin bu geliri böylelikle ortadan kalkacaktır.</p>
<p>Görüldüğü gibi bu yasanın uygulanması halinde sağlık çalışanlarının tümü ve halk sağlığı olumsuz yönde etkilenecektir. Yapılması gereken sistemde var olan sorunları yeni baştan hekimlerle birlikte hareket ederek çözmektir, aksi takdirde yeni yasanın etkilerini gelecekte daha acı şekilde tecrübe etmek zorunda kalacağız, şayet yasa Anayasa Mahkemesi’ne götürülüp iptal edilmezse.</p>
<p><a href="http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=109740"></a><a href="http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=109740">http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=109740</a></p>
<p><em>25 Ocak 2010</em><em></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sevgicagi.com/2010/01/tam-gun-yasasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AKP PARÇALIYOR, TEKEL İŞÇİSİ BİRLEŞTİRİYOR…</title>
		<link>http://www.sevgicagi.com/2010/01/akp-parcaliyor-tekel-iscisi-birlestiriyor%e2%80%a6/</link>
		<comments>http://www.sevgicagi.com/2010/01/akp-parcaliyor-tekel-iscisi-birlestiriyor%e2%80%a6/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 06:35:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[-Ali Eralp [Yazar]]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcelil.com/2010/01/akp-parcaliyor-tekel-iscisi-birlestiriyor%e2%80%a6/</guid>
		<description><![CDATA[ALİ ERALP
Türkiye Cumhuriyeti karanlık bir dönemden geçmektedir bugün. Hem de zifiri karanlık… Yer karanlık, gök karanlık…  Kapkara bulutlar kaplamış sevgili yurdumuzun ufuklarını…
Karanlık düşünceli insanlar, karanlık ilişkiler, karanlık bir yönetim… Hırsızlık, talan, korku, baskı, şiddet, hapishane, yalancı tanıklar, yalancı belgeler, planlar, tertipler, yandaş basın, orduya, yargıya yapılan saldırılar… Ortalık toz duman! Göz gözü görmüyor. Vatanın yiğit, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><img class="alignleft size-full wp-image-945" title="alieralp" src="http://www.turkcelil.com/wp-content/uploads/Kopyası-0alieralp-e1262896432531.jpg" alt="" width="45" height="60" /><img class="alignleft size-full wp-image-4847" title="maviileri" src="http://www.turkcelil.com/wp-content/uploads/maviileri.gif" alt="" width="96" height="24" />ALİ ERALP</strong></p>
<p style="text-align: center;">Türkiye Cumhuriyeti karanlık bir dönemden geçmektedir bugün. Hem de zifiri karanlık… Yer karanlık, gök karanlık…  Kapkara bulutlar kaplamış sevgili yurdumuzun ufuklarını…<span id="more-5235"></span></p>
<p>Karanlık düşünceli insanlar, karanlık ilişkiler, karanlık bir yönetim… Hırsızlık, talan, korku, baskı, şiddet, hapishane, yalancı tanıklar, yalancı belgeler, planlar, tertipler, yandaş basın, orduya, yargıya yapılan saldırılar… Ortalık toz duman! Göz gözü görmüyor. Vatanın yiğit, yurtsever evlatları dört duvar arasına atılmış. Şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar işbaşında…</p>
<p>Mustafa Kemal Atatürk,  “<strong>Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve meczuplar memleketi olamaz…” demişti. </strong></p>
<p>Oldu.</p>
<p>Şimdi beyinleri, yürekleri kara, kapkara insanlar, kara şeriat düzeninin anayasasını hazırlamaya çalışıyorlar. Atılan gerici ve bölücü adımları yaşama geçirebilmek; yargıyı, orduyu dört dörtlük denetim altına alabilmek için; açılımların, saçılımların alt yapısını, üst yapısını oluşturuyorlar.</p>
<p>Ama halkımızın ekonomik, sosyal, kültürel yaşamı onları hiç mi hiç ilgilendirmiyor. Aç, sefil insanlar onlara hiçbir şey söylemiyor. Onları etkilemiyor. “Ölen ölsün, kalan sağlar bizimdir” diyorlar. İşleri güçleri “sahte din tacirliği” yapıp insanları aldatmak; ulusalcılarla, orduyla, yargıyla, 1923 Devrimi ile hesaplaşmak…</p>
<p>Oysa halk perişan. Ekonomi perişan. İşsizlik çığ gibi büyüyor. Üretim, alım satım dibe vurmuş;  açlık, yoksulluk, işsizlik ise tavana…</p>
<p>Asgari ücret 527 TL, açlık sınırı 735 TL (Türk-İş’in araştırması), Memur-Sen’e göre 820 TL. Yoksulluk sınırı 2395,95 TL ve 2400,00 TL geliri olanlar artık neredeyse parmakla gösteriliyor. Ulusumuzun büyük bir çoğunluğu açlık sınırının altında yaşıyor</p>
<p>Geçim yükünün ağırlığı altında insanların dayanacak gücü kalmamış. İntiharlar, icralar günlük olaylardan sayılıyor! Geçim sıkıntısı, yokluk, parasızlık yüzünden ocaklar sönüyor. Aileler parçalanıyor. Ana, baba, çocuklar sanki vurgun yemiş gibi. Ama kimin umurunda?</p>
<p>Yığınların her gün biraz daha yoksullaşması karşısında önlem alması gerekenler, hiçbir şeyi umursamadan, sultanların lüksünü gölgede bırakacak bir yaşam sürüyorlar.</p>
<p>Bir de bunların yanında (alt kimlik, üst kimlik tartışmaları ile) Türk, Kürt, Alevi, Sünni düşmanlığı yaratılıyor. Küçük bir kıvılcım, bir bozkırı tutuşturmaya yetecek.</p>
<p>Mustafa Kemal Atatürk’ün  <strong>“Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir”</strong> diye tanımladığı vatandaş kavramı yok edilmeye çalışılıyor. Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Arap, Gürcü, Alevi, Sünni etnik yapılanması ile toplum, tam da emperyalizmin hedeflediği gibi, kırk parçaya bölünmek isteniyor..</p>
<p><strong>Yürekleri kara, kapkara insanlar, T.C. vatandaşını parça parça, lime lime etme görevini koymuşlar önlerine. </strong></p>
<p>AKP’nin “Kürt açılımı” girişimleri ile ayrıştırdığı T.C.  halkını şimdi tekel işçisi birleştiriyor. Kürt’ü, Türk’ü, Alevi’si, Sünni’si Ankara’nın soğuk ayazında birbirine kenetlenmiş, hak arıyorlar. Sendikalar, dernekler, örgütler bir araya geliyor. Karanlıkları aydınlığa dönüştürme mücadelesi veriyorlar. ABD, AKP, CİA, Fethullah Gülen, Mossad, Soros tertibini temelinden sarsıyorlar.</p>
<p>Durmadan yetim hakkından söz eden en büyük yetim hakkı yiyicilerinin kâbusu haline gelmiştir bugün tekel işçisi.</p>
<p>AKP, bu güçlü direniş karşısında şaşkındır. Darbeler altında sendeleyen boksörler gibi hareket etmektedir. O,“İki üç yüz tekel işçisi çıkmış bağırıyor, çağırıyor…” “Doktorların ancak yüzde 1’i eyleme katılmıştır.” gibi gülünç sözlerle meydanları dolduran on binleri görmezden geliyor. Ya da gece yarısı mezarlıktan geçen korkak insanlar gibi yüksek sesle şarkı söyleyerek kendisine cesaret vermeye çalışıyor.</p>
<p>Günümüzde tekel direnişi bir ölçüdür artık. Halktan, yoksuldan, ezilenden yana olanla, olmayanı ayıran bir mihenk taşıdır. Bu eylem karşısında egemen güçler ve emperyalizmin işbirlikçileri, sarı sendikalar, tabela partileri, dönek solcular kendilerini gizleyemeyeceklerdir. Sömürgeci güçlerden ayrılamayan, bağlarını koparamayan kuruluşların, kişilerin bu mücadelede yeri yoktur. Hareket, vatan satıcılarından, siyasal İslamcılardan bağımsız bir ideolojik, politik ve örgütsel hattı inşa mücadelesi ile birleştiği ölçüde başarılı olacaktır.</p>
<p>Cumhuriyete, demokrasiye inanan, her çeşit baskının, zulmün karşısında yer alan tüm örgütler, kişiler el ele, gönül gönüle verip, sonuca ulaşana dek direnişe devam etmelidirler. Gelip geçici eylemlerle sonuca ulaşılamayacağının bilinciyle gerekirse genel grevi de gündeme getirmelidirler.</p>
<p>Çünkü tekel direnişi, ekonomik mücadelenin yanında bir de vatan savunmasına dönüşmüştür bugün.</p>
<p>Tekel işçileri, artık ezilen, sömürülen tüm Türkiye’nin sesi olmuştur.</p>
<p>Tekel işçisi şimdi yüzde 2,5 zam verilen emeklinin de sesidir. Tekel işçisi tütünü, pamuğu, şeker pancarı elinden alınıp açlığa mahkûm edilen köylünün, bordro tutsağı memurların, dükkânını siftahsız kapatan esnafın da sesidir.</p>
<p>Bu sese kulak verip, onları destekleyen eczacı birliklerine, barolara, tabip odalarına, memur ve işçi sendikalarına, ziraat odalarına, siyasi partilere, ulusal medyaya, tüm yurtsever vatandaşlara selam olsun!</p>
<p>(ULUS GAZETESİ)</p>
<p><a href="mailto:ali-eralp@hotmail.com">ali-eralp@hotmail.com</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sevgicagi.com/2010/01/akp-parcaliyor-tekel-iscisi-birlestiriyor%e2%80%a6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
