Başlıklar



« | Home | »

UNUTULAN TÜRKLER: LÜBNAN’DA TÜRK VARLIĞI -4-

By admin | Ocak 25, 2010

Oytun Orhan -ORSAM Ortadoğu Uzmanı

3. Giritli Türkler

Lübnan’ın Kuzey Vilayeti’nde yer alan Trablus şehrinde yaşayan Giritli Türkler, Akkar ve Baalbek Türkmenlerinden farklı bir tarihe sahiptir. Lübnanlı Girit Türklerinin hikâyesi, Girit Adası’nın Osmanlı Devleti’nin hâkimiyetinden çıkması sürecine dayanmaktadır. 1821 yılında Yunanistan’ın bağımsızlığını kazanmasıyla beraber Girit’teki Rumlar Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklanmaya başlamıştır. 1897 yılına kadar birçok ayaklanma gerçekleşmiş ve Osmanlı tarafından bastırılmıştır. 1897 yılı Osmanlı-Yunan Savaşı öncesinde ada yeniden hareketlenmiştir.

Savaşı Osmanlı Devleti kazansa da bölgesel güçlerin müdahalesi ile adada Çarlık Rusyası, İngiltere, Fransa ve İtalya korumasında bir yönetim oluşturulmuş, Yunan kralının oğlu Georgios komiser olarak tayin edilmiştir.[i] 1897 tarihinden itibaren adadaki Osmanlı hâkimiyetinin ortadan kalkması ve askerlerin adadan ayrılmasıyla Giritli Türk Müslüman nüfus yalnız kalmıştır. Bu tarihten itibaren o dönemde adanın toplam nüfusunun yaklaşık %45’ini oluşturan Müslümanlara yönelik Rum saldırıları başlamıştır.

1898 yılında Ali Bekraki liderliğinde Rumlara karşı bir ayaklanma başlatılsa da saldırılar karşısında Osmanlı Devleti, Müslüman Türk nüfusa sahip çıkmak için gemilerle adayı boşaltmıştır. Girit Türklerinin büyük bir kısmı İzmir ve Mersin’e yerleştirilirken bir kafile de Trablus ve Şam’a gönderilmiştir.

Bu bölgeye yerleştirilenler için II. Abdülhamit Suriye’de Hamidiye köyünü inşa etmiş ve kendilerine toprak vermiştir. Ayrıca, Girit’teki malları karşılığı bedel kendilerine ödenmiştir. I. Dünya Savaşı sonunda Suriye-Lübnan bölgesinin Osmanlı hâkimiyetinden çıkması ve sınırların yeniden çizilmesi ile Giritlilerin bir kısmı Suriye, akrabaları olan diğer kısım da Lübnan’da Trablus şehrinde kalmıştır. Şu an günümüzde Lübnan’da yaşayan Giritli Türkler, Trablus’a yerleştirilenler ve Suriye’de Hamidiye köyüne yerleştirilip daha sonra ekonomik nedenlerle Lübnan’a geçen Giritli Türklerden oluşmaktadır. Lübnan’a ve Suriye’ye yerleştirilen Giritliler ile ilgili detaylı bilgiler “Girit Adası ve Göçmenler Tarihi”  isimli kitapta Prof. Dr. Abdüllatif Bekraki tarafından anlatılmıştır.[ii] Buradaki tespitlere göre, Trablus’a 10 bin Giritli gelmiş, ancak daha sonra dağılmıştır.

Günümüzdeki nüfusları net olarak bilinmemekle birlikte 10 bin civarında Giritli Türk’ün Lübnan’da yaşadığı tahmin edilmektedir. Bu kişiler kendilerini Türk olarak adlandırmamaktadır. Ancak tarihlerinin, Giritli olduklarının bilincindedirler ve kendilerine muhacir demektedirler. Giritli Türkler ilk yerleştikleri dönemde Arap nüfusa karşı mesafeli durmuş ve kimliklerini, kültürlerini koruma eğilimi içinde olmuştur. Bu durum son nesillerle birlikte değişmeye başlamıştır. İlk nesil Rumca ve Türkçe bilmekle beraber yeni nesiller her iki dili de unutmuştur. Aradan geçen 110 yıllık sürede büyük oranda asimile olmuşlardır. Sadece adetler ve bazı gelenekler açısından Türk kültürünün izleri devam etmektedir. Trablus halkı, Giritlileri, Türk yerine muhacir olarak adlandırmaktadır.

Bunun nedeni, Osmanlı’nın Giritli Türkleri bölgeye gönderirken yerel yönetime “Girit muhaciri gönderiyorum” şeklinde bir ifade kullanması olmuştur. Günümüzde Giritli Türkler soyadlarından anlaşılmaktadır. Soyadları “aki” eki ile bitmektedir ve “aki” Rumcada “oğlu” anlamına gelmektedir. Soyadındaki “aki” eki çıkarıldığında Türkçe kök ortaya çıkmaktadır. Örneğin Bekraki soyadı “Bekir” ve “aki”den oluşmaktadır ve Bekiroğlu anlamına gelmektedir.

Giritli Türkler kendilerine Osmanlı denmesi nedeniyle Osmanlı Devleti’nin devamı olarak gördükleri Türkiye’ye yakınlık duymaktadır. Giritli Türklerin kimliklerini koruyamamalarının muhtemel nedenlerini şu şekilde sıralayabiliriz: Her şeyden önce Araplarla iç içe yaşamaktadırlar. Ayrıca Sünni Müslüman olmaları nedeniyle yerel halk tarafından kabul görmüşlerdir. Herhangi bir dışlanmışlık, baskıya maruz kalma söz konusu değildir. Büyük bir şehirde yaşadıkları için kültür ve kimliklerini koruyabilecekleri dışa kapalı bir ortam bulamamışlardır. Türkiye’nin varlıklarından haberdar olmaması ve şimdiye kadar ilgi göstermemiş olması Araplaşma sürecini hızlandırmıştır. Şehirleşmiş bir topluluk oldukları için eğitim seviyeleri de yüksektir. Bu da Türk dilinin unutulmasında önemli faktörlerden biri olmuştur.

Eski dönemlerde iletişimin zor olması nedeniyle Suriye ve Lübnan’a yerleşen Giritli Türklerin Anadolu’ya yerleşen akrabaları ile bağları zamanla kopmuştur. Türkiye’de soyadı kanunun çıkması ile Lübnan ve Anadolu’daki Giritliler arasındaki tek bağ ortadan kalkmıştır. İzmir ve Ayvalık’ta çok sayıda akrabaları olduğunu tahmin etmekle beraber net bilgiye sahip değillerdir. Lübnan’da yaşayan Giritli Türklerin Türkiye’dekilere göre tek farkı yerleştirildikleri yerin Türkiye’nin hâkimiyetinden çıkması ve Arap nüfusun arasında kalmalarıdır.

Lübnanlı Girit Türklerinin Suriye’deki akrabaları ile ilişkisi ise sürmektedir. Hamidiye köyü ile aralarında 45 dakikalık bir mesafe bulunmaktadır ve zaman zaman ziyaret etmektedirler. Hamidiye’de kalan Giritli Türkler de, Trablus’takiler kadar olmasa da asimile olmuştur. Kırsalda yaşamaları, eğitim seviyesinin düşüklüğü ve dışa kapalılık nedeniyle nispeten kimliklerini korumuşturlar. Örneğin Trablus’takiler dillerini tamamen kaybetmişken Hamidiye’dekiler Rumca konuşmaya devam etmektedir. Rumca konuşmaları kimlikleri konusunda yanlış bir anlamaya izin vermemelidir. Zira bilindiği gibi nüfus mübadelesi sırasında Türkiye’de yaşayıp Yunanistan’a geçen Rumlar da Türkçeyi daha iyi konuşmaktaydı. Bu durum yaşanılan bölgede kullanılan dil ile alakalıdır. Hamidiye’dekiler kendini Giritli Türk olarak değil Giritli Müslüman veya Osmanlı olarak tanımlamaktadır. Trablusluların bir kısmı eğitim seviyelerinin yüksekliği sayesinde kökenlerini araştırmıştır ve bu nedenle kendini Giritli Türk olarak adlandırmaktadır. Trabluslu Giritli Türkler arasında Türkiye ile bağlantısı olan ve Türkiye’ye sempati duyanlar çoğunluktadır.

Günümüzde Lübnanlı Girit Türklerinin derneği bulunmamaktadır. 1962 yılında İbrahim Bekraki tarafından “Giritli Muhacirler Derneği” kurulup ruhsatı alınsa da sonraki yıllarda iç savaş nedeniyle faaliyete geçememiştir. Türkiye, Lübnan’da Giritli Türklerin varlığından 1985 yılına kadar haberdar olmamış ve ilk ilişki o yıl içinde Giritli Türklerin Türkiye Büyükelçiliği’ne başvurması ile kurulmuştur.

4. Beyrut’ta Yaşayan Türk Vatandaşları ve Suriyeli Türkmenler

4.1 Beyrut’ta Türk Vatandaşları

Beyrut’ta sokakta dolaşırken Türkçe konuşan birisine sıkça rastlamak mümkündür.  Lübnan vatandaşlığının yanı sıra Türk nüfus cüzdanına sahip bu kişilerin net sayıları bilinmemektedir. Beyrut’taki Türk vatandaşlarının bir kısmı dernekler altında örgütlenmiştir. Derneklerin verdiği rakamlara göre Beyrut’ta 20.000 civarında Türk vatandaşı yaşamaktadır. Türk vatandaşları 1940’larda ekonomik nedenlerle Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nden göç etmiş kişilerden oluşmaktadır. Genellikle Mardin ve çevresinde bulunan Söğütlü, Ömerli, Çavuşlu, Şenköy, Midyat, Gelinkaya gibi kasabalardan göç etmişlerdir. Bu kişilerin bir bölümü Suriye’de kalmış bir kısmı Beyrut’a kadar gelmiştir. Şu anda Beyrut’ta yaşamlarını sürdürenler 2. ve 3. nesil Türklerdir. Orta ve üstü yaştakiler iyi Türkçe konuşmaktadır. Yeni nesillerle beraber Türkçe unutulmaya başlanmıştır. Birçoğunun Türkiye ile bağlantıları devam etmektedir. Akrabaları ve mülkleri bulunmakta, iş dolayısıyla sık sık Türkiye’yi ziyaret etmektedirler.

Bu topluluk eskiden sosyo-ekonomik açıdan alt tabakaya mensup olmakla birlikte son yıllarda durumlarında nispi bir düzelme olmuştur. Birçoğu Lübnan’daki koşulların iyi olmaması nedeniyle Türkiye’ye dönme isteğindedir. Çoğunluğu Lübnan vatandaşlığını ancak 1994 yılında alabilmiştir. O tarihten itibaren koşulları nispeten düzelmeye başlamıştır. Bir kısmı halen hem Lübnan hem de Türk vatandaşlığına sahiptir. Belgeler aracılığı ile eskiden Türk vatandaşlığına sahip aileden geldiklerini göstermeleri ile vatandaşlık kazanabilmektedirler. Ancak bazıları Türkiye ile resmi bağlantılarını ispat edemedikleri için vatandaşlık alamamaktadır. Bu kişilere vatandaşlık verilmesi en büyük arzularıdır. Bir diğer arzuları da Türkçe öğrenimi verilmesidir.

Beyrut’ta, Söğütlü köyünden gelenlerin kurduğu iki dernek bulunmaktadır. Dernekler, “Geleceğin Yıldızı” (Nujum al Mustakbel) ve “Yeni Gelecek” (Jiel Mustakbel) isimleri altında faaliyet göstermektedir. Dernekler, adından anlaşılacağı üzere Saad Hariri ve 14 Mart İttifakı’nı desteklemektedir. Derneklere yaklaşık 800 kişi üye olmakla beraber üye olmayan ailelerle de doğrudan bağlantıları bulunmaktadır.

4.2 Beyrut’ta Suriyeli Türkmenler

Beyrut ve Trablus’ta, çok az sayıda Suriyeli Türkmen aile yaşamaktadır. Bu Türkmenler maddi zorluklar nedeniyle Suriye’den göç etmiştir. Son derece iyi Türkçe konuşmaktadırlar. Lübnan’da zor koşullar altında yaşamakta ve genellikle piyango bileti satışı ya da ayakkabı boyacılığı gibi yollarla hayatlarını kazanmaktadırlar. Aileler Suriye’deki akrabaları ile ilişkilerini korumaktadır. Bu topluluk hakkındaki bilgiler sokakta tesadüfen rastladığımız kişilerle yapılan kısa görüşmelere dayanmaktadır. Kendilerinin tahminlerine göre yaklaşık 50–100 civarında Suriye Türkmen’i Beyrut ve Trablus’ta yaşamaktadır.

5. Çerkesler

93 Harbi olarak bilinen Osmanlı-Rus Savaşı (1877–78) sonrası Osmanlı Devleti tarafından Balkanlar’dan Ortadoğu’ya yerleştirilen Çerkesler, Osmanlı Devleti’nin sona ermesi sonrası Suriye, İsrail ve Ürdün sınırları içinde kalmıştır. Ortadoğu Çerkeslerinden çalışma amacı ile Lübnan’a yerleşmiş olanlar bulunmaktadır. Lübnan Çerkesleri Türkiye’ye ikinci vatan gözüyle bakmakta ve akrabalık bağlarını korumaktadır. Belli bir bölgede toplu olarak değil, dağınık biçimde yaşayan Çerkesler’in nüfusları hakkında net bir bilgi bulunmamaktadır.

5 başlık altında sıralanan Türk varlığının yanı sıra; alan araştırmamız sırasında yerinde tespit edememiş olmakla birlikte kuzeyde Akkar bölgesinde Halba’da[iii], Trablus’ta ve Halba yakınlarındaki Meşaa’da Türkmenler bulunduğu tarafımıza iletilmiştir. Bu kişiler Türkmen olduklarının bilincinde olmakla birlikte Araplaşmış ve Türkçeyi tamamen unutmuştur.

Sürecek…


[i] Girit Adası 1897 yılında İkinci Meşrutiyetin ilanından sonra (1908) Yunanistan’a katıldığını resmen ilan etmiştir. Balkan Savaşı’ndan sonra Londra ve Bükreş Antlaşmalarıyla Girit’in Yunanistan’a ilhakı Osmanlı Devleti tarafından resmen kabul edilmiş, böylece Girit sorunu kapanmıştır. Girit Adası’nın Osmanlı’nın elinden çıkış süreci hakkında daha detaylı bilgi için bkz.: Ayşe Nükhet Adıyeke, Osmanlı İmparatorluğu ve Girit Bunalımı (1896-1908), Türk Tarih Kurumu yayınları, 2000.

[ii] Bu bilgi; 6 Ekim 2008 tarihinde Haşim Söylemez’in 722 sayılı Aksiyon dergisinde yayımlanan “Lübnan’daki Giritli Türkler” başlıklı çalışmasından alınmıştır.

[iii] Soyadları “Türkmeni” olan bir aile bulunduğu tarafımıza iletilmiştir.

Topics: Kıbrıs-Balkanlar-Ortadoğu | No Comments »

Comments