« Güldal Mumcu, Uğur Mumcu'yu yazdı | Home | Tam Gün Yasası… »
AKP PARÇALIYOR, TEKEL İŞÇİSİ BİRLEŞTİRİYOR…
By admin | Ocak 25, 2010
![]()
ALİ ERALP
Türkiye Cumhuriyeti karanlık bir dönemden geçmektedir bugün. Hem de zifiri karanlık… Yer karanlık, gök karanlık… Kapkara bulutlar kaplamış sevgili yurdumuzun ufuklarını…
Karanlık düşünceli insanlar, karanlık ilişkiler, karanlık bir yönetim… Hırsızlık, talan, korku, baskı, şiddet, hapishane, yalancı tanıklar, yalancı belgeler, planlar, tertipler, yandaş basın, orduya, yargıya yapılan saldırılar… Ortalık toz duman! Göz gözü görmüyor. Vatanın yiğit, yurtsever evlatları dört duvar arasına atılmış. Şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar işbaşında…
Mustafa Kemal Atatürk, “Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve meczuplar memleketi olamaz…” demişti.
Oldu.
Şimdi beyinleri, yürekleri kara, kapkara insanlar, kara şeriat düzeninin anayasasını hazırlamaya çalışıyorlar. Atılan gerici ve bölücü adımları yaşama geçirebilmek; yargıyı, orduyu dört dörtlük denetim altına alabilmek için; açılımların, saçılımların alt yapısını, üst yapısını oluşturuyorlar.
Ama halkımızın ekonomik, sosyal, kültürel yaşamı onları hiç mi hiç ilgilendirmiyor. Aç, sefil insanlar onlara hiçbir şey söylemiyor. Onları etkilemiyor. “Ölen ölsün, kalan sağlar bizimdir” diyorlar. İşleri güçleri “sahte din tacirliği” yapıp insanları aldatmak; ulusalcılarla, orduyla, yargıyla, 1923 Devrimi ile hesaplaşmak…
Oysa halk perişan. Ekonomi perişan. İşsizlik çığ gibi büyüyor. Üretim, alım satım dibe vurmuş; açlık, yoksulluk, işsizlik ise tavana…
Asgari ücret 527 TL, açlık sınırı 735 TL (Türk-İş’in araştırması), Memur-Sen’e göre 820 TL. Yoksulluk sınırı 2395,95 TL ve 2400,00 TL geliri olanlar artık neredeyse parmakla gösteriliyor. Ulusumuzun büyük bir çoğunluğu açlık sınırının altında yaşıyor
Geçim yükünün ağırlığı altında insanların dayanacak gücü kalmamış. İntiharlar, icralar günlük olaylardan sayılıyor! Geçim sıkıntısı, yokluk, parasızlık yüzünden ocaklar sönüyor. Aileler parçalanıyor. Ana, baba, çocuklar sanki vurgun yemiş gibi. Ama kimin umurunda?
Yığınların her gün biraz daha yoksullaşması karşısında önlem alması gerekenler, hiçbir şeyi umursamadan, sultanların lüksünü gölgede bırakacak bir yaşam sürüyorlar.
Bir de bunların yanında (alt kimlik, üst kimlik tartışmaları ile) Türk, Kürt, Alevi, Sünni düşmanlığı yaratılıyor. Küçük bir kıvılcım, bir bozkırı tutuşturmaya yetecek.
Mustafa Kemal Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” diye tanımladığı vatandaş kavramı yok edilmeye çalışılıyor. Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Arap, Gürcü, Alevi, Sünni etnik yapılanması ile toplum, tam da emperyalizmin hedeflediği gibi, kırk parçaya bölünmek isteniyor..
Yürekleri kara, kapkara insanlar, T.C. vatandaşını parça parça, lime lime etme görevini koymuşlar önlerine.
AKP’nin “Kürt açılımı” girişimleri ile ayrıştırdığı T.C. halkını şimdi tekel işçisi birleştiriyor. Kürt’ü, Türk’ü, Alevi’si, Sünni’si Ankara’nın soğuk ayazında birbirine kenetlenmiş, hak arıyorlar. Sendikalar, dernekler, örgütler bir araya geliyor. Karanlıkları aydınlığa dönüştürme mücadelesi veriyorlar. ABD, AKP, CİA, Fethullah Gülen, Mossad, Soros tertibini temelinden sarsıyorlar.
Durmadan yetim hakkından söz eden en büyük yetim hakkı yiyicilerinin kâbusu haline gelmiştir bugün tekel işçisi.
AKP, bu güçlü direniş karşısında şaşkındır. Darbeler altında sendeleyen boksörler gibi hareket etmektedir. O,“İki üç yüz tekel işçisi çıkmış bağırıyor, çağırıyor…” “Doktorların ancak yüzde 1’i eyleme katılmıştır.” gibi gülünç sözlerle meydanları dolduran on binleri görmezden geliyor. Ya da gece yarısı mezarlıktan geçen korkak insanlar gibi yüksek sesle şarkı söyleyerek kendisine cesaret vermeye çalışıyor.
Günümüzde tekel direnişi bir ölçüdür artık. Halktan, yoksuldan, ezilenden yana olanla, olmayanı ayıran bir mihenk taşıdır. Bu eylem karşısında egemen güçler ve emperyalizmin işbirlikçileri, sarı sendikalar, tabela partileri, dönek solcular kendilerini gizleyemeyeceklerdir. Sömürgeci güçlerden ayrılamayan, bağlarını koparamayan kuruluşların, kişilerin bu mücadelede yeri yoktur. Hareket, vatan satıcılarından, siyasal İslamcılardan bağımsız bir ideolojik, politik ve örgütsel hattı inşa mücadelesi ile birleştiği ölçüde başarılı olacaktır.
Cumhuriyete, demokrasiye inanan, her çeşit baskının, zulmün karşısında yer alan tüm örgütler, kişiler el ele, gönül gönüle verip, sonuca ulaşana dek direnişe devam etmelidirler. Gelip geçici eylemlerle sonuca ulaşılamayacağının bilinciyle gerekirse genel grevi de gündeme getirmelidirler.
Çünkü tekel direnişi, ekonomik mücadelenin yanında bir de vatan savunmasına dönüşmüştür bugün.
Tekel işçileri, artık ezilen, sömürülen tüm Türkiye’nin sesi olmuştur.
Tekel işçisi şimdi yüzde 2,5 zam verilen emeklinin de sesidir. Tekel işçisi tütünü, pamuğu, şeker pancarı elinden alınıp açlığa mahkûm edilen köylünün, bordro tutsağı memurların, dükkânını siftahsız kapatan esnafın da sesidir.
Bu sese kulak verip, onları destekleyen eczacı birliklerine, barolara, tabip odalarına, memur ve işçi sendikalarına, ziraat odalarına, siyasi partilere, ulusal medyaya, tüm yurtsever vatandaşlara selam olsun!
(ULUS GAZETESİ)
Topics: -Ali Eralp [Yazar] | No Comments »

Ocak 23rd, 2010 at 12:27
Dayanın arkadaşlar dayanın !
Dayanın arkadaşlar dayanın, alın terinden anlamayanlara karşı dayanın!
Dayanın arkadaşlar dayanın, Arap insanlarına gözyaşı dökenlere, bu kış günü caddelerde soğuğa açlığa rağmen, ruhları sızlamayanlara karşı dayanın.
Size sadece hakkınız olan iş yerinizi, alın teri ile kazandığınız, o bir avuç parayı vermeyenlere karşı dayanınız.
Bu dayanışmanız, yıllar önce direnenlerin, yıllarca tütün depolarında tütün tozu ile çiğerlerini dolduranların, akşamları tütün kokusuyla eve dönen annem babamın ruhları için dayanın.
Hergün bu direnişin manzaralarını televizyon ekranlarında görünce, Sait Faik`in yazmış olduğu “Semaver”i hatırlıyorum.
Ne diyordu Saik Faik bu hikayesinde? “Sabah ezan okundu. Kalk yavrum, işe geç kalacaksın.” İşte sizler de işinize geç kalmamak için bu direnişi yapıyorsunuz.
Anlayan kim!.. Tuzu kuru olan anlamaz ki …
Yüreği olmayanın yüreği sızlamaz ki…
Diren tutan, tornada iş başında
Çapasında düveninde tezgahında
Senin alın terindir ekmeği aziz kılan
Ellerinle birleşmeyen ellere yuh olsun.
Ceyhun Aruf Kansu
Dr. Yüksel Cavlak
Ocak 24th, 2010 at 13:06
ELİNE, KALEMİNE, YÜREĞİNE SAĞLIK ALİ ERALP.
ELİNE, KALEMİNE, YÜREĞİNE SAĞLIK YÜKSEL CAVLAK. BEN DE AYNEN SİZLER GİBİ DÜŞÜNÜYORUM VE AHMET ARİF USTAMIZIN ŞİİRİNİ TAM YERİ OLDUĞU İÇİN BURAYA ALIYORUM.
“DAYAN TIRNAK İLE, DİŞ İLE..
ANADOLU
Beşikler vermişim Nuh’a
Salıncaklar, hamaklar,
Havva Ana’n dünkü çocuk sayılır,
Anadoluyum ben,
Tanıyor musun?
Utanırım,
Utanırım fukaralıktan,
Ele, güne karşı çıplak…
Üşür fidelerim,
Harmanım kesat.
Kardeşliğin, çalışmanın,
Beraberliğin,
Atom güllerinin katmer açtığı,
Şairlerin, bilginlerin dünyalarında,
Kalmışım bir başıma,
Bir başıma ve uzak.
Biliyor musun?
Binlerce yıl sağılmışım,
Korkunç atlılarıyla parçalamışlar
Nazlı, seher-sabah uykularımı
Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar,
Haraç salmışlar üstüme.
Ne İskender takmışım,
Ne şah ne sultan
Göçüp gitmişler, gölgesiz!
Selam etmişim dostuma
Ve dayatmışım…
Görüyor musun?
Nasıl severim bir bilsen.
Köroğlu’yu,
Karayılanı,
Meçhul Askeri…
Sonra Pir Sultanı ve Bedrettini.
Sonra kalem yazmaz,
Bir nice sevda…
Bir bilsen,
Onlar beni nasıl severdi.
Bir bilsen, Urfa’da kurşun atanı
Minareden, barikattan,
Selvi dalından,
Ölüme nasıl gülerdi.
Bilmeni mutlak isterim,
Duyuyor musun?
Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip…
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne – üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının…
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.
Gör, nasıl yeniden yaratılırım,
Namuslu, genç ellerinle.
Kızlarım,
Oğullarım var gelecekte,
Herbiri vazgeçilmez cihan parçası.
Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
Gözlerinden,
Gözlerinden öperim,
Bir umudum sende,
Anlıyor musun?